23 Mayıs 2015 Cumartesi
Herneyse
22 Mayıs 2015 Cuma
Bir Mayıs Sabahı'ndan
Öte yandan güzelliği düşünüyorum. Sevgilimin karşılıksız gülüşündeki, kızımın "annecim" demesindeki güzelliği... Bugün anama babama kavuşacağımı düşünüyorum.Annemin kokusuna hala muhtaç oluşuma şaşırmıyorum artık.
Beni sosyal medyaya iten sebepleri yitirmeye başladığımı hissediyorum. Meğer paylaşmak hala bir kenarda gerçek insanlarla mümkünmüş. Kanlı canlı "buradayım" diyen insanlar varmış. Buna hayret ediyorum. Sonra geçmişe takılıyor aklım. İnsanların nasıl kolayca gidebildiklerini nasıl kolayca yüz çevirebildiklerini hatırlıyorum. İçimdeki ses "yavaş,soluklan" diyor. Dinlemek istemiyorum. Suya kim dur diyebilmiş ki.
Sonra sokaktaki sesler içimden gelenleri bastırıyor. Kornalar, kötü kötü adamların mikrofondan gelen sesleri, trafiğin insana sahil kasabaları düşleten karmaşası....derken...
Soruyorum kendime "peki sen bu hayatın neresindesin,dünyanın neresinde?"
"Ayrıntılardayım" diyorum, "satır aralarında, bir çift gözün renklerinde, bir avuç insandayım" diyorum.
İyi ki varsın Derya Köroğlu. İyi ki besteledin bu şarkıyı. Bana hala yazdırıyorsun.
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Aklım Almaz
Bazen karmaşık bazen basit şeyleri.
Uçağın uçuşuna akıl sır erdiremem mesela.
İlk yoğurdu kim nasıl mayaladı diye düşünür dururum.
Bir zaman çok sevdiğin insana
sokaktan geçen bir yabancı gibi nasıl bakılabilir,bunu da anlamam.
Hayvanlar nasıl sevilmez?
Çiçekler neden solar?
Ağlayan bir çocuğa kalp nasıl dayanır?
Tutulamayacak sözler neden kolayca verilir?
Çocuklar neden acı çeker?
İyilik yapmaktan ne diye kaçınır insanlar?
Anlayamam işte..
Liste uzar gider..
Aklım ah benim kalbime zarar aklım..
Durma düşün sen yaşadıkça
Cevap buldukça başka soru bulursun nasılsa.
19 Mayıs 2015 Salı
Çocuksun Sen / Ahmet Telli
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
Dursam ölürüm paramparça olur dünya
Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
(Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan
Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
(Soluğunun elma kokması bundandı belki)
Bir elma kokusuna tutundum düşerken
Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
Çocuksun sen, çocuğumsun
Ahmet Telli
17 Mayıs 2015 Pazar
Mutlu Bir Gün
Ama onların varlığı sesleriyle kulaklarımdaydı. Modern çağın iyi mi kötü mü bir türlü bilemediğimiz "facebook" u sayesinde gelen kutlama mesajları, her zaman arayacağına emin olduklarım ve beni şaşırtan, gülümseten, doğum günümü bilmediğini zannederken arayanlar elbette beni çok iyi hissettirdi. Annemle babamın sıcacık sesleri, akrabadan öte canlarım ve biricik yeğenimin gurbetten gönderdiği video, elleriyle yaptığı resim, abimin cümleleri.. İnsan yine de mutlu oluyor işte. Çünkü gerçeği yalanı ayırt edebilecek kadar büyüdük. Te çocukluğundan beri aramaktan hiç vazgeçmeyen insanlar,umuttan başka ne verebilir ki insana. Zorlaşan hayatı güzelleştirmekten başka ne yapabilirler?
Hayat hızla ve tüm telaşıyla koşarak ilerlerken, geçirdiğim senelere dönüp bakıyorum ve sesini duymak istediklerim, sıkıca sarılmak istediklerim hala benimleler. Evet bazen hatalar, eksikler, fazlalar oluyor yaşamına eklenen. Ama önemli olan yanına kar kalanlar. Gülümsemeni sağlayanlar ve bakmaya doyamadığım fotoğraflar. Bazen bir kucak dolusu papatya, bazen içten bir kucaklaşma, bileğe takılan bir bileklik, koleksiyonuna eklenen bir defter veya güzel günleri seyrettiren bir çerçeve. Ya da annenin babanın yakınlığı, çocuk kalemle çizilmiş bir resim, yazmayı hiç beceremediğini zanneden abinin en harika kelimeleri, kardeşinin Ankara'dan kucaklayan sesi...ne bilim teyzenin, dayının gerçek yakınlıkları, seneler sonra binlerce km uzaktan gelen mesajlar, hayatına yeni yeni giren ve özel olduğuna şimdiden emin olduğun insanların sıcacık dilekleri...Tüm bunlar için değmez mi doğum gününü sevmeye? Yaş almaya boşvermeye? Değer elbet. İyi ki varsınız...
15 Mayıs 2015 Cuma
Göründüğün Gibi mi Olduğun Gibi mi?
Çoğu zaman fazla konuşuyor belki fazla gülümsüyorsun. Aslında hiç alakan yok. Uçlarda düşünüp uçlarda hissettiğini söylesen ne derler sana? Uyumlu görüntünün altında kalıplarına sığmayan kim? En iyisi "sana ne bana ne" de geç, her şeye ve herkese boş ver.
Yapamaz mısın?
14 Mayıs 2015 Perşembe
Kan Bağına İnat
Çocukken sonuna kadar inandığın veya inandırıldığın "kan bağı" ne menem bir şey? Zaman geçtikçe tüm yaşanmışlıklar hep aynı şeye işaret ediyor. "kan bağı" sadece kağıt üzerinde yürüyen bir evlilik gibidir mesela. Daha kötüsü şirket evlilikleri gibi. Çoğu zaman zorunlulukla yürüyen ilişkilerdir sadece. İstisnalar yok mudur? Vardır ama her zaman olduğu gibi kaideleri bozmaz. Yeterince insan tanıdıysanız daha doğrusu yeterince insan hikayesi dinlediyseniz bilirsiniz ki hemen hemen herkesin hayatında vardır yalandan süren kan bağı ilişkileri. Oysa ne önemsiz. Yedi yat yabancı canından yakın olur, hiç ummadığın kadar ailen olur, ailenden yakın olur veya o meşhur "kan bağı"yla bağlı olduğunuz bir şehir dolusu insandan daha çok yanınızda olurlar. O yüzden yaş aldıkça önemsizleşir gider. Bağ kurmak çok güzeldir. En çok da hayatın size süpriz bir hediye paketi gibi sunduğu bağlar. Tamamen yabancı tamamen uzak bir başka insanla bağ kurmaksa kendinize verdiğiniz hediyedir. Zorlama bağları bırakın çözülüp gitsinler. Hayat size kan bağına ihtiyaç duymadığınız sevgiler versin.
13 Mayıs 2015 Çarşamba
Tarih
8 Mayıs 2015 Cuma
Öyle Günler Gördüm Ki-Sabahattin Ali
Öyle günler gördüm ki, aydın gökler kararıp
Bahtım bir bulut gibi üstüme çöker oldu, Her gözümü yumunca tanıdık yüzler görüp, Hayaller alev alev beynimi yakar oldu. Ümitsizlik, gariplik dört tarafımı sarıp Yüzüm sırıtsa bile, içim yaş döker oldu. Her sabah ilk ışıklar gözlerimi oyardı, Uyanan taş duvarlar iniltimi duyardı. Öyle günler gördüm ki, duvarlar gelir dile, Gözümde canlanırdı eşkiya masalları. Varlığımı sarardı, hain bir isteyişle Görmediğim yumuşak bir düşmanın elleri Kafada çelik gibi fikirler dursa bile Kalplerin eksik olmaz böyle zayıf halleri: Bazen kendi kendimin elinden kurtulurdum, Kalbimi bir çamurda çırpınırken bulurdum. Öyle günler gördüm ki, dost dediğim insanlar Ben yanına varınca dudağını kıvırdı. Bir zamanlar yanımda ağız açmayanlar Sırtımı sıvazladı, bana öğüt savurdu. Silahsız gördüğüne saldıran kahramanlar En alçak tekmelerle beni yere devirdi. Ruhum bir heykel gibi düşüp parçalanırdı. Bu sesleri duyanlar gülüyorum sanırdı. Öyle günler gördüm ki, tabanca sakağımda Tasarladım aydınlık dünyayı bırakmayı Gönlüm acıklı buldu, en ateşli çağımda Sönük bir yıldız gibi boşluklara akmayı Tabancanın namlusu ısındı yanağımda, Parmağım istemedi tetiğini çekmeyi Bir sonbahar yağmuru gibi içim ağlardı Bir şeyler fakat beni yaşamağa bağlardı. Ey bir tane sevgilim, ben bugün yaşıyorsam Sanma ki hayat tatlı, insanlar hoş olmuştur, Dağ başında bir kaya gibiyim şöyle dursam Etrafım eskisinden daha bomboş olmuştur Yalnız sana borçluyum bugün dünyada varsam: Seni her andığımda gözlerim yaş olmuştur Yaşlar ki bir ırmaktır, dertleri sürür gider, Gözyaşları içinde seneler yürür gider. Yok olmak isteğiyle kalbim attığı zaman, Bana: Yaşa der gibi gülen senin yüzündü. Dizlerim bir batakta yorgun yattığı zaman Bacaklarıma kuvvet veren senin hızındı. Yaşaran gözlerimde, güneş battığı zaman Sıcak bir yuva gibi tüten senin dizindi. Sen aklıma gelince her şey gülümserdi. Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi. Ey sevgilim, bilirsin benim ne çektiğimi: Garip başımın derdi bir yürek taşıyorum. Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı: İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum. Görünce gülme sakın çırpınıp aktığımı: Ilık ve aydınlık bir denize koşuyorum. Sen benim sevgilimsin, sevsen de, sevmesen de, Aradığım yerlere benzeyiş buldum sende.
Sabahattin ALİ
30 Nisan 2015 Perşembe
Denemeye Devam
Konuşacak çok şey var...hayat bitmeyen bir umut aslında. Kimi zaman umut etmeyi kendine işkence etmek diye tanımlayabilirsin ama aslında umut her zaman ayakta tutan tek şey. Hayatım bitmeyen tekrarlar toplamı gibi. Kişisel tarihim hep tekerrür ediyor. Ve "insan sevmeyi" bırak yeni bir insanı tanımaktan bile bir kaç asır uzaktayken yine benimle alay ediyor. Beni kendimle yarıştırmayı hep sevdi alın yazım. Benimle alay etmeyi de sevdi. Evet durmadan değişiyoruz aslında ama asla değişmeyen temel taşlarımız ağardıkça güzelleşiyor sanki. Artık daha mı sağlam basıyor ayaklarım? Yürümeyi daha çok ihtiyaç edinir oldum. Yürümek hep güzeldi. Tesadüfler ve benzerlikler de . Şefkati ve sevgiyi uzaktan tanırım. O kadar olgunlaştım belki de. O ürkek hallerim geride kaldı. Çünkü kendimi tüm eksikliklerimle tüm arazlarımla kabullendim. Daha mutluyum sırf bu yüzden. Belki de daha umut dolu şeylerden söz etmeli. 33. yaşımda beni en çok üşüten kış sona erdi. Baharla beraber daha güzel cümleler kurasım var. Daha çok yazasım var. İnsanların okurken ne düşünecekleri endişelerini bir kenara bıraktım. Hiç tanımadığım insanlar ne kadar okursa kafi. Bu güzel bir his. Evet belki çok yumuşak bıraķıyorum karnımı. Belki çok açık ediyorum ama hala anlayan birileri çıkabiliyor. Anladıklarını hissettiren. Hayat güzel şey. Görüyorum ki hala azla yetinmeyi sevmeyen ve vazgeçmeyen insanlar var. Görüyorum ki kıyıda köşede hala birileri var konuşmaya değecek. Demek ki devam etmeli. Saklandıkları yerden çıkarmalı en güzel en umut dolu kelimeleri. İşitebilenlerle konuşmalı sadece. İyi insanlar hala etrafta. Yalnız,iyi,umutlu...
29 Nisan 2015 Çarşamba
Yavaş
28 Nisan 2015 Salı
Mavi

huydur bende,
( Edip Cansever )
23 Nisan 2015 Perşembe
Deniz'in Etkisi
Yorgun argın eve varırsın,aklında bir sürü düşünce. Yetişemediklerin, eksikler, planlar, işler güçler, yeni alışkanlıklar.Gece yattığında bile rahat bırakmayan tilkiler döner durur aklında. Bir yanın kitap okumak,film izlemek, spor yapmak, uzun zamandır yapmadığın ev işlerini toparlamak isterken bedenin umursamaz seni. Herkes senden önce yattıysa ve yalnız kaldıysan bile öylece boş duvara bakmak istersin sadece. Sessizliğe kulak vermek istersin ama yine hep düşüncelerinin sesi baskın çıkar. Hayatın ortasında yorgunsun sadece. Mühim bir şey değil. Herkes kadar yorgunsun. Ve o yorgunluk elleri minicik,gözleri merakla bakan, sen gülümsersen mutlaka dolu dolu gülümseyen küçük bir insanla sona erer. Küçük kız endişe dolu bir günü,hissedermiş gibi sayısız öpücük ve kucaklaşmayla muazzam bir gün haline getirir. Onun o küçük elleri artık herkesten daha şevkatlidir. Çocuk gözleri daha önce hayatın sırrını çözmüşcesine güven dolu bakar sana. Bazen sadece sarılmanı bazen kokunu ama çoğunlukla senin ilgini ister. Bu istek dünyanın bütün isteklerinden daha inatçı daha saftır. O yüzden uykuya yenilmez onun kokusuna yenilir koynunda uyumasını beklersin. Düşüncelerinin hepsi un ufak olur, bekletirsin her bir şeyi. Yorgunluk mu? Kimin umrunda...
20 Nisan 2015 Pazartesi
Bugün
koyu yeşil ve bol köpüklü.
Aralanmış gri bulutlar eşliğinde "böyle de mükemmelim" edası üzerinde.
Baharın inatla gelmek istemediği tuhaf günler ruhumu da daraltıyor.
Bekledikçe uzaklışıyor güneşli günler. Bekledikçe gelmez ya hiç bir güzel haber.
Öyle telaşlı bir endişe içimde. Neşeli ve anlamsız sarkılar dinlemek varken
yine ağır yükler getiren şarkılara gidiyor kulaklarım. Değişemiyorum.
Şehrin en eski ve en eşsiz semtlerinden geçerken kendimi fazlasıyla ait hissediyorum.
İstanbul da yaramaz aslında. En az deniz kadar yaramaz ve inanılmaz.
Bıkmadan, açıklayamadan sevilen insanlar kadar yerli yerinde İstanbul.
Hep aynı.
31 Mart 2015 Salı
Güçlü'm Benim, Gücüm

İlk arkadaşım,çocukluğum,canım kuzenim ama aslında kuzenden öte dost,sırdaş ve en önemlisi kardeştir benim için "O". Adı "Güçlü" dür. Adı bile güven verir insana. Utanmasak aynı gün doğacakmışız. Ama o benden önce davranmış. Bense onu bu zalim dünyada yalnız bırakmaya dayanamamış, hemen ardından gelmişim. Gözümü açtım o vardı,hala da var. Hep benimle olacak biliyorum. Hayat bize hiç aynı şehirde yaşama fırsatı vermedi. Ama bu biz bunu her zaman avantaj bildik. Çocukluk anılarımın en güzel fotoğraflarını kapladı sarı kafasıyla. Bense onu ürkütürcesine sevdim. Peşinden ayrılmadım,takip ettim sürekli :))

Sonra seneler geçti, biz büyüdük. Büyürken de aramızda kilometreler vardı ama hiç ayrılmadık aslında. Düşüncelerimizde, duygularımızda yan yanaydık çünkü. Şimdi bakıyorum da; koca koca insanlar olmuşuz. Evlenmişiz, onun Güneş'i benim Deniz'im doğmuş. Ama içimiz hala çocuk. Hala birbirimizin yanında o koşuşturan çocuklarız aslında. Hala onun yanında güvende, huzurlu ve çok mutlu hissediyorum. Biliyorum ki "imdat" desem koşarak yanıma gelir. Biliyorum ki beni hiç yalnız bırakmaz. Biliyorum ki yaşlı tontonlar olana kadar hiç ayrılmayacağız. O güzel adam sonsuza dek benim kardeşim olacak. İyi ki doğmuş, iyi ki beraber büyümüşüz, ne şanslıyım. İyi ki varsın güzel kardeşim..
Ninni
Yum usulca gözlerini
Uzat üşümüş ellerini
Sakla o masum yüreğini
Zaman gibi sessiz uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu
Pamuktan kalbin solmadan
Hayat yüzüne vurmadan
Uyu yavrum uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu
Uyu melek yüzlüm uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu
Toygar Işıklı
8 Mart 2015 Pazar
Kuzu'm
Eksik Mi Var?
Düzeltemediğin, iyileştiremediğin.
Bir yeri toplarken bir bakıyorsun diğer taraf dağılmış
Orayı düzeltirken arkanı döndüğün raydan çıkmış
Ne yapacaksın peki?
Görmüyor musun,
O eksik var oldukça yaşayacaksın.
Hayat seni böyle oyalamalı,
Yoksa sen çıkarsın oyundan.
Bırak o eksik bir yerlerde kalsın.
Oyundan vazgeçme.
6 Mart 2015 Cuma
Deneme 6
1 Mart 2015 Pazar
Kader Mi?
18 Şubat 2015 Çarşamba
Kızıma Mektup ( 2 ) Deniz 3 yaşında
Bugün 3 yaşındasın. Ama tüm anneler gibi ben seni küçük bir bebek gibi görüyorum. Hala kokumu duyunca sızıp kalan o 5 günlük minnacık bebeksin gözlerimde. Oysa son aylarda öyle hızlı büyüdün ki. Boyun 1 metreyi geçti, yüzündeki anlam-ifadelerin-mimiklerin değişti. Adam akıllı konuşabiliyorsun. Şarkılar, şiirler, tekerlemeler ezber ezber aklında anlatıyorsun. Kendinle ilgili iyi kötü ne varsa söylüyorsun. Okulda olmak, arkadaşlarının olması seni mutlu ediyor. Akşam gelip bize anlatıyorsun. El becerilerin gelişiyor; boyalar-hamurlar-danslar-kendince oynadıkların hızla değişiyor, gelişiyor. Biz hala hayretler ediyoruz. Seninle sohbet edebilmenin keyfini çıkarıyoruz. Yarım yamalak anlattıkların, tepkilerin bizi gülümsetiyor; biz güldükçe sen gülüyorsun. Ah öyle keyifli ki seninle yaşamak. Babanla sen doğmadan hayal ettiklerimiz bir bir gerçek oluyor ve biz evde büyüyen bir insan yavrusuyla olmayı her geçen gün daha çok seviyoruz. Senin bize öğrettiklerin bazen bizim sana öğrettiklerimizi aşıyor. Bir olmayı, aile olmayı, kucağımıza verilen yavruya bir hayat vermeyi öğreniyoruz. Her anımızda seni ve senin geleceğini düşünüyoruz. Senin uğruna çabaladıklarımız zorumuza gitmiyor hiç, tam tersi hırs veriyor, umut veriyor varlığın. Daha çok mutlu ol diye didinmek bizi ayakta tutuyor, yaşama bağlıyor. Sevgin, dehşetli, inanılmaz, tarifsiz. Daha önce bildiğimiz tüm sevgilerden başka bu duygu. Hem sadece bizim değil, senin bize olan sevgin de büyüleyici.İyi doğmuşsun canım kızım. İyi ki bizim kızım olmuşsun. Ömrün sağlık, şans ve mutlulukla geçsin melek kızım. 16 Ocak 2015 Cuma
The Hours-Virginia'nın Mektubu
To look life in the face
always to look life in the face
and to know it for what it is.
At last to know it.
To love it for what it is,
and then,
put it away.
Always the years between us
always the years
always the love
always the hours
...
9 Ocak 2015 Cuma
Soğuk
Kışlar bunca sert değildi ondan mı?
Yaş almaktan mı?
Üşüyorum canım acıyor.
Ellerimden çok yüzüm üstelik,tuhaf..
Bedenimle inatlaşıyor,
yürümekten vazgeçmiyorum
-Yürümek diriltiyor ya dört mevsim-
Yüzüm üşüdükçe dudaklarım kapalı,
kaçamayan sözcüklerim boğazımda dondu kaldı.
Peki ya kalbim de donar mı meraktayım.
Donup kalsa,mikropları yok olsa hislerimin fena mı? Fena.
31 Aralık 2014 Çarşamba
2015 Ne Getirsin ne Götürsün
24 Aralık 2014 Çarşamba
İyilik Yapan İyilik Bulsun
22 Aralık 2014 Pazartesi
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
18 Aralık 2014 Perşembe
Yuva Sarhoşu Deniz
KAPI
Kapıyı yüzüme sımsıkı kapadığında bir daha açılmaz sanmıştım. Dağ gibi büyük, heybetliydi. Bin yıllık bir kilitle kapatmıştın; sağlam,kararlı. Ardından ses bile duyulmuyordu. Bin yıl geçti sonra; tozundan toprağından görülmez olan kapı ağır ağır açıldı yüzüme doğru. Yaşlı gözlerimi kıstım iyice, göremedim. Eskiyen kilit kırılıp düştü sandım önce, emin olamadım. Yoksa sen miydin paslarından düşüren. O heybetli kapı, küçüldü, inceldi, un ufak oldu sanki açıldıkça. Hafif bir gıcırtı eşliğinde açılırken, eskiliğin dumanı gözlerime perde çekti. Kapının ardını hiç göremedim. Kilit mi kırıldı, sen miydin? Hiç...
17 Aralık 2014 Çarşamba
An-lık
Anlık mutluluklar verirsin, kanar insan
ama yokluğun büyük zarar ziyan.
Dozajında tüketilmelisin,
var-ına, yok-una alışmadan.
16 Aralık 2014 Salı
Dayatmanın Her Türlüsüne Karşı
Aradığınız Duyarlı'ya Şu an Ulaşılamıyor
Bazen psikologlara çok imreniyorum. Her çeşit insanı iyi anlayabilirler diye düşünüyorum. Kim bilir belki terzi ve sökük meselesinde olduğu gibi kendi özel hayatlarındaki insanlarla yine de zorluk çekiyorlardır. Ama yine de şanslılar. "İnsan" aslında hem çok karmaşık hem de çok basit. Ama genelde yorucu. Hayatı zorlaştıran sebep çoğu zaman uzak-yakın hayatımızdaki insanlar. Bilerek veya bilmeyerek yoruyorlar beni. Anlayışlı, duyarlı, vicdanlı olmanın bedelini ödetiyorlar mesela. Belki bunu fark etmiyorlar bile. Belki hiç kötü niyetleri de yok ama gerçek bu. Ben küçük yaşlardan beri sırtımda kendimden ağır yükler taşıdım bu yüzden. Benim için hep "o nasıl olsa anlar, nasıl olsa affeder, nasıl olsa arkasını dönmez" dediler. Bu olumlu görünen etiketler zamanla yüke dönüştü. Eskiden hissetmediğim veya ömrümce taşıyabileceğimi zannettiğim bu yükler, yaş ilerledikçe sırtımı ağrıtmaya başladı. Aslında "hayır" demem gerektiğinde diyemedim, uzaklaşmam gerektiğinde uzaklaşamadım, mesafeler koyamadım zamanında. Böylece beni bir kere çözmüş herkes onlara kıyamayacağımı öğrendi ve dediğim gibi ister istemez bu durumu kullanmaya başladılar. Bu durumu kullanmaları maalesef artık beni hayal kırıklığına uğratıyor. Eskiden fark etmesem de artık zoruma gidiyor. Dünyadaki, memleketteki olup bitene hissettiklerim yeterince üzerken, kimseye karşı duyarlı olmak gelmiyor içimden. Veya cidden buna değecek en yakınlarıma en sevdiklerime sadece bu toleransı gösterebileceğimi hissediyorum. Hani her zaman zaafın olan bir avuç insana. Onların dışında kim olursa olsun "önce ben" diye düşünmek istiyorum.Çünkü artık biliyorum ki önce kendimi mutlu edersem, önce kendimi düşünürsem yuvamı mutlu edebilirim. Uygulaması zor olsa da formül basit; mutlu insan maalesef biraz daha umursamaz, biraz daha etrafına takılmamayı öğrenen, "hayır" demeyi bilen ve kendine odaklanan insandır. Bu yüzden üzgünüm ama bundan böyle aynı özeni göremediğim herkese karşı "aradığınız duyarlı'ya ulaşılamıyor".
12 Aralık 2014 Cuma
Müzik Tüm Kötülüklerin Anasıdır
11 Aralık 2014 Perşembe
Kafamda Deli Sorular
İnsan sevmemiz gerekmiyor mu doya doya, bıkmadan. İnsan sevme ihtiyacı bitip tükenecek şey mi ? Hangi ara korkar, çekinir, tahammül edemez hale geldik kendi ırkımızdan? Kalabalık şehirlerde bencilleşip, duyarsızlaşınca mı? Kendi telaşımızdan etrafımızı flu görmeye başlayınca mı? İşte, evde, sosyal çevremizde yetemediğimiz, yetişemediğimiz için mi bu soysuz sabırsızlık, hoşgörüsüzlük, kötülük ? Koşarken kahvaltı yapan, metroya yetiştiği an arkasındakileri düşünmeyen, şemsiyelerle birbiri üzerine kör edercesine yürüyen, yayaların üzerine acımasızca araba süren insanlar kim ? Kendi işini gücünü, ailesini, eşini dostunu bırakıp başkalarıyla uğraşan, hayatını zorlaştıran, güzel olana ayrı kötü, aykırı olana ayrı kötü gözle bakan kim? Birbirine düşman, birbirine fesat bunca insan kim? İçimizden birileri değil mi? Sevdiklerimizden, yakınlarımızdan değil mi? Her gün görmekten bıktığımız, bizi hayattan soğutan bunca "kötü", tanıdığımız hiç kimse mi yani? Sanırım sonunda şehirlerin girişlerine "Dikkat İnsan Var" tabelaları asmak gerekecek.
Siyah Beyaz
10 Aralık 2014 Çarşamba
Not Defteri ( The Notebook )
"Öyle özel biri değilim.Sıradan fikirlere sahip,
sıradan bir adamım ve
sıradan bir yaşam sürdüm.
Bana ithaf edilmiş bir anıt falan yok ortada
ve yakın zamanda ismim de hafızalardan silinecek.
ama yine de mükemmel bir şekilde başardım.
tüm ruhum ve kalbimle bir başkasını sevdim.
ve bu kadarı benim için her zaman yeterliydi."
Akbil'e Veda
8 Aralık 2014 Pazartesi
Kreşe Gitmenin Güzellikleri
Haziran'da henüz 28 aylıkken başladığımız kreş maceramızda hayli yol kat ettik. İlk günlerden beri okula gitmemek için hiç direnmedi kızım, sağolsun beni üzmedi. Tabi ki ilk zamanlar bacaklarıma yapıştığı da oldu, arkamdan ağladığı da oldu. Onu ağlarken geride bırakmak anne için cidden zor. Bahçede beni göremeyeceği yerde bekliyor, ağlaması bitmeden gidemiyordum. Ama hayat bu; bu hayata adapte olması için artık topluma karışma zamanı gelmişti. Hem endişeleri yersiz de çıktı. Bebekliğinden beri insanlarla iletişim konusunda olumlu işaretler veren Deniz, yani benim sosyal böceğim kısa sürede adapte oldu. Yürümek kadar konuşma konusunda da yavaş olan kızım tabi ki ilk aylarda henüz arkadaşları kadar konuşamadığından zorluk yaşadı. Boyu uzun ama konuşması kıt olunca arkadaşları onu anlamadılar. Ama zamanla aldığı ve verdiği sevgi ve sıcaklıkla yuvada mutlu bir çocuk haline geldi. Tabi ben de sayede işine huzurla gitmeye başladım. Çekirdek Yuva çok eski, köklü bir kurum; evimize yakınlığı, yetkililerin ve öğretmenlerin çocuklara olan yaklaşımı, sunulan eğitim programı ve sosyal kazanımları ile bizi tatmin ettiğinden,içimiz rahattı. Aslında henüz 3 yaşını doldurmadığından okula verirken tereddütte kalmıştım. Ama şimdi ondaki farklılıkları ve gelişimini gördükçe doğru karar verdiğimi anlıyorum. Gerçi benim başka şansım da yoktu ama yine de evde bakıcı ile tüm gününü geçirmesindense; yaşıtlarıyla ve öğretmenleriyle sosyalleşebileceği bir ortamda olmasını, topluluk kurallarını öğreneceği, sınırsız faaliyette bulunacağı okulu tercih ederim.Deniz artık gitgide bilinçlenen, etrafıyla iletişimi hızlanan, bizimle ve evin içinde kendini çok daha iyi anlatan bir çocuk.
Üç yaşına hızla ilerlediğimiz bu günlerde nasıl hızla büyüdüğünü ve geliştiğini hayretle fark ediyorum. Bir yanım geriye kalan bebekliğinin tadını çıkarmak derdinde, diğer yanım dünyayı keşfetme hızına hayran kalıyor. Kreşe başlayalı henüz 6 ay oldu ve biliyorum ki Deniz'in üzerinde çok güzel etkisi oldu. Artık kendini daha iyi ifade edebiliyor; kelimeleri, cümleleri, anlatabildikleri çok daha fazla. Yemeğini kendisi yiyor; yemeği bitince peçete istiyor ve kendi temizliğini yapıyor. İsteklerini cümle kurarak söylüyor, rica ediyor, teşekkür ediyor, lütfen diyor. Arkadaşlarıyla oyunlar oynuyor, bir sürü oyunlar-şarkılar-etkinlikler öğreniyor. Müzik ve dans onun en hassas noktası. Sevdiği çizgi filmlerdeki şarkılara çok güzel eşlik ediyor, dansları birebir taklit ediyor,hatta kendi kendince melodiler uyduruyor. Legolarla, boya kalemleriyle ve hamurlarla bir şeyler üretebiliyor. Bebeğine annelik yaparken beni taklit ediyor. Hayal dünyası geliştikçe kendi kendine oyunlar kuruyor ve bizi de içine katıyor. En güzeli de evde öğrendiklerini bizimle paylaşması, anlatmaya çalışması, oyunlarla göstermesi. Bazılarını anlayamasak da ona katılıp iyice heveslendirmeye bayılıyoruz. Bu arada elbette soruları git gide artıyor tabi merakı da :) Cevaplarını almadan asla vazgeçmiyor. İstediği şeyi alana kadar kararlılıkla ve bazen inatla diretiyor. Açıkçası onun pısırık ve köşesine çekilip derdini istediğini içine atan bir çocuk olmasını istemezdim. Bu yüzden bu huyları hoşuma gidiyor. Elbette bizim ona doğru yolu gösterme görevimiz de aynı şekilde önem kazanıyor. Onun bu gelişimini, sosyalliğini, insanlara, doğaya, hayvanlara olan sevgisini seyretmek muazzam. Zaten ebeveyn olmanın en güzel yanı da bu değil midir? Bir çocukla yeniden büyümek sanırım şimdi iyice anlam kazanıyor. Sabahları komşularla olan iletişimi, neşesi, gördüklerine verdiği tepkiler beni de neşelendiriyor. Kızımla yeniden doğdum, yeniden bebek oldum, şimdi de yeniden çocuk olmanın tadını çıkarıyor ve büyük keyif alıyorum. Elbette zor zamanlarımız, huysuzluklar, tartışmalar da oluyor hayatımızda. Büyümenin sancıları da hayli fazla. Karşılıklı öfke krizleri yaşıyoruz. Annesi olarak çaresiz ve yetersiz hissediyorum, yoruluyorum, sabrım tükeniyor. Ama çok iyi biliyorum ki yalnız değilim. Hayatın tüm koşturmacasında, büyük bir şehirde çocuk yetiştirmek zaten zor ve tüm anne babaların yaşadığı bu hisler normal hatta çok sıradan. Bize düşen tek şey yalnız olmadığımızı hatırlamak ve elimizden geleni yapmaya devam etmek. Sanırım bu yazının ana fikri çok belli, yuva çocuklar için gerekli ve olumlu bir kurum. Büyüdüklerini kabul edip, evden çıkarma zamanı geldi.
5 Aralık 2014 Cuma
Çok Mu?
18 Ekim 2014 Cumartesi
Melek Anneanem
Yazmak bu kez içimi acıtıyor. Hem istiyor hem de erteliyordum bu yazıyı. Çünkü onun yokluğunu kabullenmesi tahmin ettiğimden zor. Pamuk anneannem bu dünyayı ve bizleri bırakıp gitti. Sevdiğimiz insanları ölümle kaybetmek acı veriyor. Yaşı kaç olursa olsun, ölüm ne kadar beklenen bir şey olsun fark etmiyor. Anneannem zaten son bir kaç senesini bir bebekten daha bilinçsiz yaşamıştı. Kimseyi bilmeden tanımadan, ne yaptığının farkında olmadan. Hele ki son zamanları onu görmekten kaçındıracak kadar kötüydü durumu. Geçen Ekim ayında veda etmiştim ona. Son kez öpüp koklayarak pamuk ellerini. İnsan çaresizce "hatırlasın beni" istiyor ama hatırlamadan bakıyordu. Yine de gülümsemeye çalışarak. Onu bu şekilde bıraktım zihnimde. Ve sonunda O da gitti. Onun gidişiyle artık kimsenin torunu olmadığımı fark etmek bir yana, anneannem hayatımın en özel insanlarından biri olduğu için belki, bu kez çok zorladı "ölüm" beni. Seneler sonra tüm çocukları ve torunlarıyla ona veda etmek için Bahçe'ye gittik, memleketimize. Onunla anlam kazanan bir kasabada ve her yerde sadece onun yaşanılan anılara veda eder gibi dolandık durduk. Şaşkın şaşkın eski günlerden iz aradık sokaklarda ve insanların yüzlerinde. Çoğumuzun en son çocukken uğradığı kasabada artık tanınmayacak kadar yetişkin olmuştuk. Ama pamuk annenemin yokluğunu bilerek orada olmak farklıydı. Ailecek sayısız güzel günlerin geçtiği, çocukluğu doyasıya yaşadığımız meyve ağaçlarıyla dolu bahçemiz, mangal yaptığımız arka balkonumuz, fesleğen kokularını içimize çektiğimiz ön bahçemizle, kocaman sofralarla dolu evimiz artık yoktu. Seneler önce evi şimdi de o evi sımsıcak yapan anneannemizi yitirdik. Onu ziyarete geldiğimizde bizi heyecanla bekleyişi, giderken usul usul ağlaması, bizim için hazırladığı minicik patlıcan dolmaları aklımda hala çok taze. Bu dünya için çok naif çok özel çok güzel bir insandı. Bir ağa kızı oluşu mütevaziliğine hiç dokunmamıştı. Dünyanın en sevecen, en iyi niyetli, en zararsız insanı diyebilirdiniz onu tanısanız. Kim bilir en fazla kendine dokunmuştur zararı, o da hep bir başkasını üzmemek adına. Yanaklarımızdan öperken bile usul usul ve yumuşaktı her zaman. Kıyamazdı hiç.. Beş çocuğu on bir torunu oldu. Zorluklarla, fedakarlıklarla büyüttü çocuklarını...Torunlarını sevdi doya doya. Yaşlandı, yoruldu, sonsuz uykuya daldı şimdi. Güzel anneannemin sakinliğinin ardındaki zor yaşamını, erken kaybettiği dedeme olan sevgisi, ince espri yeteneği ile ona ait her şeyi kalbimde saklayacağım. Bana hayatımın ilk aylarında sevgiyle bakmış...Belki o zamanları hatırlamıyorum ama çocukluğumda bizde kaldığı aylar hep çok mutlu hissettiğimi çok iyi hatırlıyorum. Okula giderken mutlaka ardımdan camdan baktığını, onu öpmelerimden hiç bıkmadığını, tüm çocukluklarıma ve hatta ergenlik deliliklerime hep uyum sağladığını ve bana gülümsemekten asla vazgeçmediğini çok iyi hatırlıyorum. Benim pamuk anneannem, zor ama mutluluklarla dolu yaşamın sona erdi. Umarım çok daha mutlu çok daha huzurlu olduğun bir yerdesindir. Bu dünyada çok sevildin, meleklerle berabersindir şimdi ve umarım seni tekrar görebilir tekrar sarılabilirim..Benim pamuk anneannem...İyi ki benim anneannemdin..Her şey için minnettarım. En çok da varlığın için.





















