5 Temmuz 2015 Pazar

Aşk

Ey aşk; ne anlatılmaz bir şeysin sen. Hastalıksın, deliliksin, göz kararmasısın en basitinden. Bilmeyeni ezip geçersin. Bileni deli gibi korkutursun. Peşinden koşulmasa üzerine üzerine gelirsin insanın. Aranır taranırsa; saklanır hiç görülmezsin. Canın isterse ortaya çıkar, ne kadar istersen o kadar kalırsın, ansızın çekip gider kimsenin gözünün yaşına bakmazsın. İster saman alevi gibi durusun bazen senelere yenilmez büyük sevdalara dönüşürsün.  Kurallara, isimlendirmelere, kalıplara sığmaz ve hatta umursamazsın. Senin eline düşeni darma duman eder; bazen havalara uçurur bazen yerin dibine sokarsın. Halini tavrını bilen bilir, kendini sorgulatmaz, yargılatmazsın. Ayıpları alt üst eder; ahlakmış, toplummuş hiç takmazsın bile. Sen ne dersen O, sen nereye gidersen O, kime dersen O'dur; lafını ikiletmezsin. İnsan bedenini mahvedersin. Elleri terletir, yüzü kızartır, anlamsız gülümseyişler ekler, şapşallaştırır ve deli cesareti verirsin. Sana sahip olan için dünya ters yüz olmuştur artık. Damarlarında gezer, beynini ele geçirir, çocuklaştırırsın. Aşık insan çok güçlüdür sayende, elinden her şey gelir. Dünyayı görmez gözleri. Seni kaybedense yalnız hisseder; yerine hiç bir şey koyamaz. Ey aşk; kokuları, şarkıları, kelimeleri, gülümsemeleri, sokakları bile unutulmaz kılarsın. İnsanı delirtsen bile hayat seninle müthiş sensiz eksiktir. Ne seninle ne sensiz derler ya tam da öylesindir aslında. Şevkatle, güvenle, özveriyle sevgiye dönüştün mü hayata eşlik eder sonsuz sevgililer yaratırsın kendinden; en güzeli budur işte. Bazen de beklemedik bir anda, beklenmedik bir duygudan kendini çıkartır, kendini toplar, kendinle çarpar veya kendine bölersin. Sen her yerdesin aslında, her insanda, her varlıkta; görmek isteyen herkes için her yerdesin. Aşk, aşkım; sen vazgeçilmezsin.  

3 Temmuz 2015 Cuma

Deneme 9

Şimdi konuşmaya başlasam bir hafta anlatırım gibi geliyor. Bu konuşma hevesini çok gerilerde bıraktığımı sanmıştım. Üzerindeki tozlar iyiden iyiye kapatmıştı üzerini. Ama aslında dinlemeyi de çok severim. Dinlemek hayatı kolaylaştırır kim bilir. Anlat sakin sakin; doğduğun yerlerden, büyüdüğün mahalleden, ilk arkadaşından başla mesela. Veya ne istersen. Sen anlat ben gökyüzüne bakar gibi dinlerim. Zaman durur, görüntüler silikleşir, hareketlerim yavaşlar. Zaten yorgunum. Yavaşlamak ne iyi olurdu. Bana bir kaç kelime söyle ben yazarım ya da. Kelimelere bile gerek yok aslında, dikkatle baksan aklımdan hikayeler film şeridi dedikleri gibi geçerlerdi hızlı hızlı. Yorgunum koşarak yaşamaktan, yorgunum kendime yetişmeye çalışmaktan. Nefes alışım kesik kesik, bu yüzden gözlerim kolayca yere iniyor... Dinlenmek ne güzel olurdu. Peki sen neresindesin hayatın, hayatımın? Buna cevabın en hafifinden "hiç" olacaktır eminim. Ben en iyisi yazayım, anlatmanın da yaşamanın da en kolayı bu benim için. Başka türlü soramam ki bilirsin. Daha şimdiden üstelik. Mesela sendelersem tutar mısın beni? Kendi kendime öğreneyim diye düşmemi mi izlersin daha iyisi? Kelimelerin bedenine sığmayan ruhuma baston olur mu? Yoksa her şey anlamsız mı? Görüyorsun ya yerimde sayamıyorum ben. Ben yorulsam cümleler yorulmuyor. Belki yeterince ders alamadım hayattan ne dersin? Biliyorum zaman elimizde kalan en mühim kelime. Özenle cümle içinde kullanalım. Çok şey değil istediğim bakma. İzin ver bayatlayan yerlerinden seveyim seni. Nasıl olsa zaman geçer, her şey geçer..

2 Temmuz 2015 Perşembe

Kızıma Mektup ( 3 )

Bal Böceğim;
Ben sana sık sık yazıyorum aslında. Onları büyüdüğünde defterlerde bulacaksın, belki mektuplarda, bazılarını da burada belki. O zamana kadar devam edersem. Aslında okuyacaklarına vereceğin tepkiyi çok merak ediyorum. 
Dün akşam seninle kavga ettik :) Üzdük birbirimizi...Ama ben kendime hep daha çok kızıyorum. Stresler, günlük telaşlar arasında senin çocuk olduğunu unutuyorum bazen. Oysa büyüsen de sen hala bebeksin benim için. 3.5 yaşına hızla ilerliyorsun. Her gün bir önceki güne bir şeyler ekleyerek büyüyorsun. Sabahtan akşama kendi dünyanda geçirdiğin zamanı ben göremiyorum,izleyemiyorum ne yazık. Sonra akşama seninle konuştuğumuzda okulda öğrendiklerini, keşfettiklerini hayretle fark ediyorum. Bu hayret hiç geçmeyecek belli ki. Bazen asla duymuş olamayacağını zannettiğim kelimeler kullanıyorsun. Geçen gün "inşaat" dedin örneğin. Duymuşsun,öğrenmişsin bir de doğru yerde kullanıyorsun. Buna nasıl şaşırmam. Bu yaşta kalbinin güzelliği, vicdanın ve şefkatin çok gelişti, görüyorum. Hayvanlara sevgini, bebek ve çocuklara olan yaklaşımını izliyorum. Kıyamayışın hep kendimi hatırlatıyor. Duygusallığın kesinlikle benden ötede. Bu dünyaya ayak uydurman için hep yanında olacağım, olmalıyım. Bu kötü dünya için öyle özenli öyle duyarlısın ki daha bu yaşında... Hayat önüne neler çıkaracak bilemeyiz. Elbet yaşadıkların şekillendirecek seni. Ama özündekileri kaybetmeyeceğini biliyorum. Tabi ki sadece güzel şeyleri yaşamanı istemem bencilce. Olumsuzluklarla, düşe kalka gelişeceksin. Ama ben bir adım gerinde de olsa senin yanında kalacağım.
Geçen ay ilk kez seni sahnede izledik, hep beraber. Kostümler içinde, dans ederken ve şarkı söylerken nasıl mutlu olduğunu gördüm. Bu kadarını beklememiştim sahiden. Öyle keyifliydin ki. Müziği ve sahnede olmayı çok seviyorsun. Bakalım bu sevgi geleceğine yansıyacak mı. Hele ki tek başına bana şarkı söylemen çok güzeldi, çok. Oyunlar esnasında yüz ifadelerin beni çok etkiledi. Öyle ki baban da ben de kendimizi ağlarken bulduk. Ne kadar büyüdüğünü o gün ilk kez çok iyi anladık. Davranışların olgunlaşıyor; sana anlattıklarımızı anlayınca dünyalar bizim oluyor. Bisikleti öğrenmeye çalışıyorsun, salıncakta hep hızlı sallamak istiyorsun, sen de benim gibi yüksekten korkuyorsun :) Yapamadıklarına kızıyorsun ama bıkmadan deniyorsun, kendi kendine çözümler üretiyorsun. Bazen de bana bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun. Sevilmeyi seviyorsun, ilgiyi seviyorsun ve karşılığını fazla fazla veriyorsun. Sevdiklerini dilinden düşürmüyor hep yanında olsunlar istiyorsun. Artık evde kendi dünyasında yaşayan 3. kişisin. Kendi işlerini kendin görmeye başladın, hayali oyunlar kurmaya başladın. Bana yemek yapıyor, verdiğim malzemelerden başka şeyler yaratıyor, bebeklerine bakıyorsun. Hatta kitap okumaya bile başladın. Okurmuş gibi yapıp masallar anlatmana bayılıyorum. Beni takip ve taklit ediyorsun. O yüzden daha dikkatli olmam gerektiğini biliyorum. Korkuyorum biliyor musun, sana yanlış şeyler öğretmekten. Benim hatalarımı yapma, kendi hatalarını yap istiyorum. Sen bana hayran hayran bakarken aslında ben sana hayran kalıyorum. O yüzden sen durmadan soru sorarken ben durmadan cevaplıyorum. Ayakkabılarımı giymene, oje isteme, ruj istemene ses çıkarmıyorum. Saçlarını örmemi istiyorsun sonra koşup aynada bakıyorsun. Giyinip hazırlandığımda " çok güzelsin annecim " diyorsun. Sonra benim saçlarımı örmeye çalışıyorsun. Türlü türlü haylazlıklar, hırçınlıklar, öfke krizlerin ve bazen şımarıp bebekleşmelerin oluyor. Biliyorum sabretmeliyim. Büyüyorsun..
Yorulunca sen de benim gibi gergin oluyorsun. Ama yine annecim diye gelip sarılıyorsun ya, senin çocuk saflığını kıskanıyorum. Kendimi mutsuz hissettiğim bir günün ardından sana sarılıp birkaç saat yanımda uyutmak ilaç gibi geliyor. Hala sarılmalarımı seviyorken bundan faydalanıyorum. Senin sevgin tüm arızaları unutturuyor, tüm telaşları ve zorlukları..Sen tamamlıyorsun beni, iyileştiriyorsun. 
Beni koşulsuz seviyorsun ya; her şeyin değişse de umarım bu hiç değişmez küçük meleğim...Umarım..

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Onur Yürüyüşü

28 Haziran pazar günü 13. LGBTİ Onur Yürüyüşü için yola çıktık. Amacımız el ele o renkli insanların arasında yürüyecek, eğlenecek, sloganlara eşlik edecek ve onların bu ülkedeki zorlu yaşamlarına destek olacaktık. Neden "bu ülke" diyorum? Çünkü burası zor bir ülke. İnsanı olduğu gibi kabul etmek istemeyen, özgürlüklerine olur olmaz sebeplerle müdahale eden, özel hayatları kendi özel meselemizcesine konuşan zor bir toplumda yaşıyoruz. Türk insanı farklılıkları bırakın benimsemeyi, tahammül bile edemiyor. Herkes kendisi gibi yaşasın, kendisi gibi hissetsin, kendisine benzesin istiyor. Çoğunluğa dahil olunca mutlu olunacağını zanneden bir toplumuz. Bu yüzden bütün modern toplumlarda benimsenen ve yasal hale getirilen eşcinsel evliliklere Türkiye'de aile yapısının yozlaşması olarak bakılıyor. "Yozlaşmak" derken? İki yüzlüyüz maalesef. Aslında zaten fena halde yozlaştık. Ama sebep eşcinseller değil. Sebep içimizdeki ve dışımızdaki baskılar. Aile baskısı, mahalle baskısı veya dini kurallar baskısı. Adına, sebebine ne derseniz deyin. "Aile yapısı bozulur" endişesi bana artık gülünç geliyor. Hem gülünç hem de basit bir bahane. Bu toplumun mutsuzluğunun temel sebebi zaten temelde bu. "Herkes evlenmeli ve çocuk sahibi olmalı" diye taşlaşmış kurallar var. Bu yüzden mutsuz evlilikler, mutsuz ilişkiler, mutsuz çocuklar var. Zorla evlendirilen ve hatta istemediği halde zorla çocuk sahibi olan belki binlerce insan var. Sonuç; tahammülsüz, hoşgörüsüz ve mutsuz bir toplum. Bırakın kim kiminle yaşamak isterse yaşasın, bırakın istemeyen aile kurmasın, bırakın sevgi hissedildiği şekliyle yaşansın. Size ne? Bu özgürlük, hali hazırda yozlaşmış bu topluma zarar vermez. Tam tersi ferahlatır. Mutluluktan başka bir yan etkisi de olmaz. Merak etmeyin eşcinselleri anlamaya çalışınca cinsel yönelimleriniz değişmez. Yasaklar kalkınca çocuklarınız sadece meraktan, özenmekten eşcinsel olmaz. Zaten yönelimleri buysa, olurlar ve maalesef buna hiç bir şekilde engel olamazsınız. Rahat bırakın insanları. Önce kendinizi hatta. 
13 sene evvel 30 cesur insanla başlayan yürüyüş İstanbul'da geçen sene 50 bin kişiye ulaştı. Eş cinsel olsun veya olmasın, on binler özgürlüklere destek için yürüdü. Kimse kimsenin yaşamına karışmasın, sevdiği insanın cinsiyeti yüzünden aşağılamasın, ötekileştirmesin diye yürüdü. Zaten çevremizde olan, çok yakınımızda olan ama baskılar yüzünden kendini gizleyen bunca insana artık acı çektirmeyelim diye yürüdü. Bu pazar önceden izin alınmasına rağmen giderek renklenen ve festival havasında geçen Onur Yürüyüşü'ne izin verilmedi. Polisin anlamsız ve sert müdahalesiyle gölge düşürüldü. Yine de heyecanla o güne hazırlanan on binler vazgeçmedi yine de yürüdü, ses çıkardı. Sebep olarak öne sürülen "Ramazan ayındayız" söylemi, hoşgörüsüzlüğümüzü bir kez daha kanıtlıyordu. Yozlaşmış toplumda yaşanan onlarca rezalete, çocuk istismarlarına, kadın ölümlerine rağmen toplumumuz eşcinsellere tepki gösterdi. Öyle mi? Eğer ahlaklıysak, eğer vicdanlıysak tepki gösterilecek çeşit çeşit kötülük var bu topraklarda. Birbirini seven insanlara sözle, alayla, şiddetle tepki vermektir asıl vicdansızlık. 
Ama yine de diğer yandan umut var. Bir çok yerel belediyenin, sanatçının, milletvekillerinin LGBTi Onu Yürüyüşüne destek vermesi insanı umutlandırıyor. Kim bilir belki 50 sene sonra biz de daha vicdanlı daha hoş görülü bir toplum oluruz. Sevgiyi yargılamamayı öğrenir, birbirimizi rahat bırakırız, kim bilir.
O gün polis ensemizdeydi ama yine de orada olmaktan mutluyduk. Umarım seneye çok daha eğlenceli çok daha özgür bir yürüyüş olur. 

30 Haziran 2015 Salı

Sarıl Bana

Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ 
Sevgiler bekliyor sürekli senden. 
İnsanın bir yanı nedense hep eksik 
Ve o eksiği tamamlayayım derken, 
Var olan aşınıyor azar azar zamanla. 

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana. 

Anılarım kar topluyor inceden, 
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne. 
Ama yine de unutuş değil bu, 
Sızlatıyor sensizliği tersine. 
Senin kim olduğunu bile bilmezken. 
Sevgiden caydığım yerde darıl bana.

Metin Altıok

Alıntı

"ne yaptığımı bilmiyorum,inan bilmiyorum
yanına uzanmak istiyorum, yanına uzanayım geçsin artık" umay umay 

Bir alıntıdır hayatın
sağın solun, 
görüp göreceklerin hep alıntı
senden önce yaşandı
senden sonra son olmayacak
hislerin senin değil sırf
ağrıların sonsuz değil
gülümsemen, gözyaşların
her şeyin alıntı.
bir cümleyle hayatta kalacaksın.
kalamadığında;
bir noktayla senden alınan 
başkasında virgülle devam edecek.
alıntılarla yaşayacaksın
onu görecek, bunu duyacak
yanılacaksın.
bir kelimenin başını
diğerinin sonuna bağlayamaz olunca
kendini aynı labirentte bulacaksın.
sağa döneceksin sola döneceksin
çıkış gözüne görünmeyecek,
bir alıntıyla başladın öyle bitireceksin.
bit. 

Deli Kızın Türküsü

Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak

Anlasan 

Elimi uzatsam tutamasam 
Olanca sevgimi yalnızlığımı 
Düşünsem hayır düşünmesem 
Senin hiç haberin olmasa 
Senin hiç haberin olmaz ki 
Başlar biter kendi kendine o türkü 

Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli 
Bir büyük oyun yaşamak dediğin 
Beni ya sevmeli ya öldürmeli 

Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa 
Böcekler gibi başlamalı yeniden 
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta 
Yan garipliğine yürek yan 
Gitti giden

Gülten Akın ( 1955 ) 

26 Haziran 2015 Cuma

"Sen" Olursun

"Yıllar geçtikçe daha çok anlamaya
ve daha az konuşmaya başlarsın...
Daha çok kırılmaya
ve daha az güvenmeye başlarsın...
Başkalarına daha az bağlanmaya,
yalnızlığını daha çok sevmeye başlarsın...
Dışa dönmeyi bırakıp,
içe dönmeye başlarsın...
Gittikçe hırslarından vazgeçip,
oluruna bırakmaya başlarsın...
Planların boş olduğunu anlayıp,
beklentisiz olmaya başlarsın...
Telaşını azaltır,
dinginliğin kıymetini anlarsın...
Gittikçe korkusuzlaşırsın,
Gittikçe derinleşirsin,
Gittikçe anlamlanırsın,
Bir gün gelir
tam manasıyla HUZUR olur
ve en nihayetinde SEN olursun."

Gamze Alpar

Sözlerimi Geri Alamam

Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem.
Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
Coşup seven gönlümse durmasın,
Dost bildik anılarım çağırmasın,
Bir daha geri dönemem.
Hiç bir kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.
Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.
Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi.


Bulutsuzluk Özlemi

25 Haziran 2015 Perşembe

Sevgilerde

Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan'ın nikah davetiyelerine yazdırdıkları şiir..Bana ilham olmuştu, Ben Sana Mecburum Bilemezsin'i biz kullanmıştık...

SEVGİLERDE 

Sevgileri yarınlara bıraktınız 
Çekingen, tutuk, saygılı. 
Bütün yakınlarınız Sizi yanlış tanıdı. 
Bitmeyen işler yüzünden 
(Siz böyle olsun istemezdiniz) 
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi 
Kalbinizi dolduran duygular 
Kalbinizde kaldı. 
 Siz geniş zamanlar umuyordunuz 
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek. 
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk 
Geçeceği aklınıza gelmezdi. 
Gizli bahçenizde 
Açan çiçekler vardı, 
Gecelerde ve yalnız. 
Vermeye az buldunuz 
Yahut vaktiniz olmadı. 
 
Behçet NECATİGİL

Ben Kendim Benimle

Önce kendinle başlar her şey, kendinden çıkarsın yola. Büyürsün hiç durmadan. Kendine kızarsın,kırılırsın bazen küsersin bile. Ama asla sevmeden yapamazsın. En öfkeli anında, en çok arkanı dönmek istediğinde bile asla bırakamazsın kendini. Öyle büyük laflar etme,kandırma kendini. İnsan önce kendisini sever. Öyle öyle başkalarını sevmeye başlar. Belki yine önce kendine hırçınlaşır önce kendini hırpalarsın. Belki bazı huylarından bıkar kökten değiştirmek istersin. Bazı yanlarını herkesten gizler anlatmaya utanırsın. Bazen kimseye geçit vermemek için en çok kendinle alay eder kendinle uğraşırsın. Peki kabul, mücadele ettiğin sivriliklerin de olabilir. "Bu huyum da beni çok yoruyor" dediğin köşelerin en çok kendine batar aslında. Ama yine de sevmeden olur mu? En çok kendini seversin. En çok kendinle barışırsın. Seni sen yapan her herhangi bir zerreyi yargılayanı anlamazsın. Anlayamazsın. Alay etsinler, eğlensinler,eleştirsinler ama asla yargılamasınlar istersin. Haklısın. Sen kendini seviyorsun çünkü.. Kimsenin anlayamayacağı kadar biliyorsun kendini. İyisin böyle. Boş ver. Öğrenmeye devam et ama bildiğini oku. İsteyen yolunda eşlik eder isteyen göz kırpar, el sallar ve geçer gider.. Sen kalbin attıkça sever, düşündükçe yaşarsın..


24 Haziran 2015 Çarşamba

"İris" Filminden

Sevgiliye..

"Kutsal bir şeye inanmaya ihtiyacımız vardır. 
Tanrıya gerek olmadan.
Sevgi ya da iyilik diyebileceğimiz bir şey.
Şarkıda dediği gibi;
senin ruhundan nereye gideyim
senin varlığından nereye gideyim
cennete çıksam da sen oradasın
cehenneme gitsem de sen oradasın
sabahın kanatlarını alıp, 
deryanın en ücra köşesinde yaşasam da
orada bile senin elindir bana yol gösteren
ve senin sağ elindir beni tutan.."

Iris Murdoch

23 Haziran 2015 Salı

Deneme 8

Hep söyler dururum; dar vakitlerde yaşıyoruz hayatımızı. Hızlandırılmış, sıkıştırılmış şekilde ve alelacele. Mecburiyetler arasında kapanda gibiyken, gerçekten istediklerimize zaman kalmıyor. Koştur koştur geçip giden koca bir günün ardından çocuklarımızı görebildiğimiz zaman günde iki saati geçmiyor. Uykusuna yenilen evladını ancak seyrediyorsun. Konuşmak istediklerimizi,görmek istediklerimizi erteleyip duruyoruz. Telaşla geçiyor hayat,hızla geçiyor. Sevmek için paylaşmak için beklenecek zamana sabır kalmıyor. Sabrın varsa gücün kalmıyor. Yaşamak için acele ediyorsun. Hislerine tutunmaktan başka güvenilecek hiç kimse ve hiç bir sözcük bulamıyorsun. Günün sonunda kalbinle konuşup, aklına danışıp, ruhunun isteğine boyun eğiyorsun. Öte yandan tüm bu telaşlar bizi yalnızlaştırıyor. İnsanlar bağ kurabilmenin güzelliğini unutmuş gibi kendileriyle kalmak istiyorlar. Derin yalnızlıklar içindeyiz biliyorum. Hayatlarımız şekli şemali her nasıl olursa olsun. İster birileriyle beraber ister yalnız yaşayalım yine de çokça yalnızız, daha az veya daha çok. Ama tüm bu yalnızlıklar içindeyken yine de bağ kurmak önemli değil mi?Hayatınızda kaç kez gerçekten aynı dili konuşabildiğiniz birilerini tanıdınız? Yürürken semtler değiştirdiğinizi anlamadan konuşabildiniz ve dinleyebildiğiniz kaç insan? Veya birbirini tamamlayan hareketlerde bulunduğunuz kaç kişi? "O kelimeyi ben de sıklıkla kullanırım" diye şaşırtan kaç kişi.? Biriyle aynı duvarın farklı yerlerine görmeden aynı cümleyi yazdınız mı hiç? Veya birisiyle birbirinize bilmeden aynı kitabı aldınız mı? Ya da yerde kalmasına kıyamadığınız için aynanın önüne koyduğunuz bir kuş tüyünü,bıraktığınız yerden alan oldu mu? Basit ayrıntılara anlam vermemle genelde herkes alay etmeyi tercih eder biliyorum ama ben bu ayrıntılarda yaşamayı seçiyorum. Karşımdaki benden farklı da olsa, farklı da hissetse kendi ruhumun bıraktığı yerlere inanıyorum, en azından ona güveniyorum. Her neyse, yüzünü görmeye doyamadığım kızımı seyretmeye devam edeyim ben.

21 Haziran 2015 Pazar

Moda'da

Moda'dayım. Bir çay bir tost bir de en sevdiğim defterimle oturuyorum. Karşımda tarihi yarım ada, ağaçların koyu gölgesindeyim. Kızlar gelecek birazdan. Onları beklerken yazıyorum. Yine gelirken sokakları karıştırdım. Yine kayboldum. Acelesiz,sakin yürürken hep kaybolurum buralarda. Hayatımın neredeyse tamamı kadar bilirim bu sokakları ama yine de kaybolabiliyorum. Kendimi en çok Kadıköy'de evimde hissediyorum. İstediğim kadar başı boşum belki bu yüzden. Güzel Moda bence Kadıköy'ün en güzel mahallesi. Hala kendi halinde hala hem eski hem modern. Şehrin en kurtarılmış bölgelerinden hala. Kendi içinde bir havası var tüm eskiliğine rağmen. İnsanları, sokakları, esnafı, kafeleri farklı ve aynı zamanda hep aynı. Sakin sokaklarında yürürken gözünüz hep denizi arıyor, her an her köşeden çıkacak gibi. Ağaçlar yaşlı, kedilerin karnı tok. Açık pencerelerden güzel müzikler geliyor. Tüm balkonlar saksı çiçekleriyle bezenmiş.
Sahildeki çay bahçelerini herkes bilir.
Burada da eskimeyen bir huzurla oturabiliyorsunuz. Kızların gelmesini beklerken insanlara daldım yine ; burada saatlerce insanları seyredebilirim. Her biri kendi dünyasına gömülmüş birbiriyle konuşurken veya kendiyle otururken bana nasıl malzeme verdiklerini bilmiyorlar elbet. Yüzleri,duruşları,konuştukları insana bakışları içimden paragraflar geçiriyor. Hikayeler birbirini kovalıyor. Hemen yanıbaşımda heyecanlı heyecanlı konuşan iki delikanlı yaz hayallerini anlatıyorlar. Karşı masadaki kalabalık grupsa bin yıllık arkadaşlardan oluşuyor. Giderek de kalabalıklaşıyorlar. Ses tonlarındaki rahatlıktan belli, yakınlar birbirlerine. Arkamdaki masada yeni anne baba olmuş bir çift başka bir genç çiftle beraber. Belli ki çocukla birlikte sosyalleşmeye çabalıyorlar ve hayli acemiler. Sağımda yeni yetme sevgililer var. Oğlan sürekli sırıtıyor kıza bakarken,belli ki fena kapılmış bu sevdaya. Başka bir masada bir grup sinema emekçisi ellerindeki yeni senaryolara çalışıyorlar, gözleri sayfalardan ayrılmıyor. Ben insanları seyrederken çayım bitti kahvem geldi. Gözüm karşı kıyıya takılırken aklım nerelere gitti yine. Aklımı başıma toplamaya çalışırken kızları görüyorum ve gülümsüyorum. Hepsini çok özlemişim.

19 Haziran 2015 Cuma

Paragraf Başı Şiiri-Didem Madak

Yalnız bırakma beni bu paragrafın başında
Bu boşluğu bir masal doldurmaz
Kanalizasyondan fırlar bir cadı,
Başını engizisyona çarpar.
Ölürüz belki ikimiz de ucuz bir aşk romanının sonunda.
Patlamış mısıra benzerdi senin mısraların
Isınır ve patlardı
Beyaz çiçekler açardın sonunda
Bahar dallarının hatırına beni anla.

Küçük bir tırtıl gibi büzüştüm yatağımda
Hep böyle uyudum yıllarca
Sanırdım,
Bir gün doğuracak beni bu yatak
Son ve o en büyük sancıyla
Sanırdım
Tanrı bırakmış beni kocaman parmağıyla
Bir yumuşak çiçeğin ortasına
İçimde bir kedi durmadan oynardı
Parmak kızın DNA sarmalıyla
Alice’den çalıntı gözyaşlarım
Çiğ taneleri olurdu sabahları yastığımda.
Ömrüm geçti bir çiçeğe benzemekle
Hangi hayat süslendi senin için bu kadar.
Su getirdim perilerine küçücük avuçlarımla
Beni anla.

Kurşun kalemin hatırına beni anla
Razıyım uçsun bu şiir silgi tozlarının kanatlarında.
Toprağın seviyesine ineceğim
Anlamalı beni mezarım da
Bir uyağa takıldım, düşmeye razıyım
Artık beni anla.

Annemin bir şiir defteri vardı
Yaprakları gitgide sarardı
Hep sararan bir şey olarak kalmışsın aklımda.
Sanırdım
Bu dünya karaciğerinden hastadır
Sanırdım
Boyama sarışın bir kadındır zaman
Hep hayatını anlatır.
Eski bir şiirsin sen, unutulursun, unutma
Dekolten fazla kaçmasın aman,
Ayıplar sonra Anadolu yakanı kapa
Konuşma, konuşmak istemezsen
Ben konuşurum tavanda koşuşan ışıklarla
Hep aynı şeyi söylerim
Beni anla.

Yeni bir şarkıya başla
Hem şarkı dediğin şarttır yaşamaya
Şarka gittin geldim ardından
Hatırla orada fıskiyesi dönen havuzlar vardı.
Kalabalık avlular, yüksek duvarlar
Başımız döndüydü hatırla
Sürmeleri ne karaydı kadınların
Herkesi bir yere sürer ya dünya
Gözlerine sürülmüştü orda kadınlar.
Belki sen yoktun orda
Güller vardı.
Ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
Ba ‘su ba’del mevt
Hayata daha çok vardı
Beni anla.
Hatırla tavus kuşları vardı
Aşık olunca kanatlarından mavi güneşler doğardı.
Ben doğmamıştım daha hatırla.
Bak, işte burada.
Susan kadınlar vardı
Ben susamamıştım
Ama herkes içmişti.
Belki sen yoktun orada.

Aklımın taş kaldırımlarında dolaşırdı adamlar
Ayak seslerini dinlerdim
Perdem aralıktı, ışığım açık
Nedendir diyordum durmadan
İnsanın derisine bu kadar güzel bir resim çizmiş Allah
Sanırdım
Allah olmasa çöpten adamlar gibi yakışıksız çıkardık
fotoğraflarda.
Ağlamıştık
Boyalarımız aktıkça ferahlamıştık hatırla
Gözyaşlarımız simsiyahtı
Sanırdım
Yanağımın sıcağına göç ediyor kırlangıçlar
Beni anla.
Geçti ömrüm iklimden iklime
Yuva yaptım kaç paket cigaranın bacasına
Yorgunum, kahvem çamur gibi
Batmaya da razıyım, artık beni anla
Yeter ki sen beni
Hiç yazamayacağım bir romanın kollarına atma.

Didem Madak

18 Haziran 2015 Perşembe

"İnanmak"

Sevgilime...

Bardaktan seni içmek
Seni teneffüs etmek havada...
Dolaşmak, dolaşmak sana dönmek
Seni bulmak yuvada...

Yolumuzda aylar, yıllar
Basamak basamak...
Basamakların çıkamadığı yere
Kanatlarınla çıkmak...

Boşaltmak takvimden günleri
Günlerin üstünden yollara bakmak
Rüzgarla esmek, sularla akmak...

Baharı yollamak yollara
Alıkoymak bir nisanın tadını...
Dışarda herkes gibi seslenmek sana
Ve koynunda söylemek asıl adını...

İnanmak, inanmak, inanmak
Ninnilerinle uyuyup, türkülerinle uyanmak

ARİF NİHAT ASYA

17 Haziran 2015 Çarşamba

"Ben Sana Mecburum Bilemezsin' Şiirinden

Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu 
Bir kaç hayat çıkarır yaşamasından 
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman 
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

Attila İLHAN

16 Haziran 2015 Salı

Kelimeler

Masum birkaç harf yan yana gelsin bin çeşit hikaye başlar içinde. 
İrili ufaklı kelimeler hele ki sek sek oynamaya başlarlarsa vay haline..
Elinden tutar çocukluğunun en güzel bayram sabahına götürür, dolaşır gelirsin.
İlk okulun, ilk sınavın, bazen ilk aşkın heyecanını sarar başına, ellerin titrer.
İnsanlardan yorulduğunda sığınmak istediğin küçük kasabaya gönderir bazıları; insansız hava sahasıyla ödüllendirir. Kimisi hayal kırıklıklarının, öfkelerin olmadığı bir ütopyayı yaşatır bir film fragmanı tadıyla. Ama bazıları fena olur yan yana geldiklerinde. Yakışmazlar birbirlerine ama bilemezler. Fırtınalı denizlere atarlar seni, can yeleği bile uzatmazlar; acımasızlıkları fena çarpar adamı. "Hayat dersidir" der acıtsa da tekrar tekrar okumak istersin. Kimi de alay eder senle, eğlenir istediği gibi, sendeki karşılığını bilsin bilmesin, gülümser sana. Dayanamaz sen de gülümsersin. Ama sakın hakkını yeme bazı kelimelerin; en zor gününde elinden tutar ve hatta hiç bir insanın yapamadığı kadar sıkı sarılır, korur kollar seni, sokulur ağlarsın onlarla. Yaralarını sarar, kalbinin kırıklarını onarır. Kelimeler, kelimeler bazen mutlu eder bazen mutsuz. Biri olmadan diğeri olmaz bilirsin, ses etmezsin. Kelimeler hediyedir, vazgeçemezsin.

15 Haziran 2015 Pazartesi

Sen hala..

"....imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın,
ya da kıskandığın diyelim
yani yaşamışlık sandığın geçmişim,
dile dökülmeyenin tenhalığında,
kaçırılan bakışlarda,
gündeliğin başıboş ayrıntılarında,
zaman zaman geri tepip duruyordu.
Ve elbet üzerinde durulmuyordu.
Sense kendini hala hayatımdaki
herhangi biri sanıyordun,
biraz daha fazla sevdiğim,
biraz daha önem verdiğim.."

Murathan Mungan'ın Yalnız Bir Opera Şiirinden...

11 Haziran 2015 Perşembe

Kale - Antoine de Saint-Exupéry

<< Şöyle derdi babam bana:
“Birlikte bir kule yapmaya zorla onları, hepsini kardeş edersin. Ama birbirlerinden nefret etmelerini istiyorsan, bir avuç yem at önlerine.” >>

<<Uğraştığın şeyi kurarsın, işte bu kadar. Uğraştığın şey çarpıştığın şey bile olsa. Kendisiyle savaşırsam, düşmanımı kurarım. Örsümde döverim onu sertleştiririm. Geleceğin özgürlüğü adına, boşu boşuna, baskımı güçlendirmeye kalktım mı kurduğum şey baskıdır. Çünkü yaşamla oyun olmaz.
Düşmanımı dize getirmekle yetinirsem, düşmanımı ve kinini kurarım. >>

<< Elbette aşk adına seni tüketen çalışma ne kadar çetinse, o kadar coşturur seni. Ne kadar çok verirsen, o kadar çok büyürsün. Ama alacak biri bulunmalı. Yitirmek vermek değildir. >>

<< Sonrasızcasına kovaladığın sonrasızcasına uzaklaşır, diyorsun…>>

<< Aşk elimin altında bir yedeklik değildir: yüreğimin emeğidir her şeyden önce. >>

<< Dil yoluyla geçiremem içimdekini. İçimdekini dile getirecek sözcük yok. Sözden başka yollarla anlayabildiğim ölçüde belirtebilirim onu. Aşkın mucizesiyle ya da aynı Tanrıdan doğduğumuzdan, bana benzediğin için. >>

<< Bir şey karşına dikiliyorsa, seni yaralıyorsa, bırak gelişsin, kök salıyorsun, deri değiştiriyorsun demektir. Senden seni doğurtan parçalanışa ne mutlu!>>

<< Şimdi kalkar da bana “Bu adamı uyandırayım mı, yoksa bırakayım da uyuyup mutlu mu olsun?” diye sorarsan, mutluluk konusunda hiçbir şey bilmediğini söylerim sana. Bir kuzey şafağı doğuyorsa, dostunu uykuda mı bırakacaksın? Kuzey şafağını görebilecekse, hiç kimse uyumamalıdır. Uykuyu seven, uykuya gömülen de öyle: uykusundan çek al onu, tut, dışarı at, at ki oluşsun. >>

<< Çölünün mesafeleriyle dolu olan savaşçının aşkı aşktır ancak. Ancak kuyu çevrelerinde kurulan pusuda, sevmesini bilmiş aşığınki yaşamı sunmadır. Yoksa sunulan beden ne özveri olur, ne aşk armağanı. >>

<< Düş kırıklığı bayağılıktan başka bir şey değildir, çünkü bir insanda sevmediğin bir şey de varsa, bu insanda daha önce sevdiğin şey ne diye yıkılsın? Ama sen, sevdiğini ya da seni seveni köle yapıp çıkıyorsun hemen, köleliğin yüklerini sırtına almayınca da suçluyorsun onu. >>

<< Dostluğu düş kırıklığına uğratılamamasından tanırım, gerçek aşkı da yaralanamamasından.>>

<< Çocuğa bir oyuncak veririm, gömüsünü geri alırım korkusuyla alıp kaçar. Ama karşısına çıkacak ilk böğürtlenlerde, uğrunda kanını akıtacağı bir puttur oyuncağı. >>

<< Yuvasını yapan kuş gibisin ve yuva ılıktır, balını yapan arı gibisin ve bal tatlıdır, çömlek aşkıyla, yani aşkla, yani duayla çömleğini yoğuran adam gibisin. Satılmak için yazılmış şiire inanır mısın? Tecim malı olan şiir, şiir değildir artık. Yarışma konusu olmuş çömlek artık çömlek ve Tanrı imgesi değildir. Senin boş gururunun ya da bayağı iştahlarının imgesidir. >>

<< Nesnelerin insanlara hizmet etsinler diye kurulması iyiyse de insanların nesnelere çöp tenekesi olmak üzere kurulmaları canavarca bir şey. >>