7 Ekim 2017 Cumartesi

Yorgun

Yorgunsun biliyorum;
konuşmaktan, duymaktan,
açıklamaktan, anlaşılmaya çabalamaktan yorgunsun.
en çok da hissetmekten.
her şeyi ince ince, kalbinin tüm damarlarına yayılmasından yoruldun artık..

Her şeyi düşündün, her şeyi hesapladın durdun.
Bakışlara takıldın, duruşlara takıldın,
sözcükleri düşündün işittiğin..
İşitmediklerine hayıflandın.
Eksik bıraktıklarına içerledin.
Sarılmayan kollara kahrettin.

Seni kolayca hırpaladı sevdiklerin.
Kolayca kullandılar yaralayan kelimelerini,
öfkenin altındaki üzüntüyü görmeden suçladılar.
Kalbindeki saflığı unutup, kötü niyet buldular bazen sende.
Bocalamalarını gördüler, yanlış anladılar.
Sormadılar sana, sorgulamadılar...
"Vardır bir sebebi" demediler yeterince.
İstediğin o basit sözcükleri,
sıcaklıkları veremediler yeterince.
Kolay olan hep gözden düşmekti, düşürdüler.
Zor olana yetebilenler giderek azaldı.
Vazgeçmeden sevebilen,
arızalarına, saçmalamalarına karşın
kalbinden seni eksik etmeyenler giderek azaldı.
Onlara daha sıkı tutundun.
Yaş aldıkça zorlaşan insanlıklara rağmen,
kalbinin sana armağan ettiği sevgilerine bağlandın iyice.

Hep büyük oynadın ama basitti istediklerin.
Basit ayrıntılarda bildin sevdiğini,
aynı ayrıntılarda inandın sevildiğine, güç bela da olsa.

Sen hep sevdin, hep sevgilerinin peşinden gittin, biliyorum. 
Düşünmedin bile, kimdir, nedir, sana ne yapar diye..
O kalplere girmek için çabaladın durdun. 
Ve bununla da yetinmedin.
Kendine sokulacak yer bulduğun kalplerde sağlam durmaya çalıştın bu sefer, 
yine yoruldun.

Ama hiç usanmadın..Hiç uslanmadın.
Çünkü kendi yüreğine borç bildin "emek" dedikleri şeyi.

Oysa gerekli miydi bunca mücadele..
Sürekli konuşmaya, anlatmaya, anlaşılmaya gerek var mıydı?
Konuştukça saçmalayacağını, 
seni anlayamayacaklarını, 
sadece sevgiye odaklanmayacaklarını bile bile,
cidden gerek var mıydı?

Oysa sen çok iyi bilirsin ki, sadece duyguydu yeterli olan.
Onca telaşa kapılmaya, en ufacık detaylarda hapsolup paniklemeye gerek yoktu.
Sen, sadece ve hep sevdin.
Elinden gelen en büyük beceri buydu zaten.
Neden yordun bunca kendini?
Neden ne olursam olayım "ben buyum" diyemedin?
Sen kimi sevsen, her şeyiyle sevebildin.
Neden bunun aynısını beklemedin?

Oysa sen böylesin...her neyin varsa sana dair, O'sun..
Bırak böyle kalasın,
bırak sadece sen istersen törpülenebilesin..
Bırak sadece kendin için değişesin..
ve bırak sevileceksen, böyle olsun..

Yorma artık kendini, lütfen..
Sen de çok değerlisin..
Dinlen biraz haydi..
Ayakta kal lütfen..

20 Eylül 2017 Çarşamba

Sonra..

Sonra..
Çekildim bir kenara seyrettim bütün olup biteni.
Baktım,
kimde ben ne kadarım,
kim bende ne kadar kalmış diye.

Ozdemir Asaf

10 Eylül 2017 Pazar

Deneme 14

Bin defa söylenenler, hele ki onlar için bir değerin yokken, kolayca çıkar dudaklarından.
Hiç düşünmezler sende yaratacağı birikintileri..
Oysa ağır aksak da olsa, birikir...Damlaya damlaya göl olur her bir acıtıcı kelime..
Sonra sever ama sevilmeye de alışırlar. Öyle zalimdir ki sevilmeye alışmak..
Bu kez bu alışkanlığın hoyratlığı başlar..
Yine kelimeler, kelimeler, kelimeler..
Büyüsüne fazlaca inandığımız ama bazen anlamı olmayan kelimeler kırar insanı..herkesi kırar; seni, beni, onu ve onları..

Sevgi neydi peki? Asıl neydi sevmek?
Yanında rahat olmak, yanında saçmalayabilmek, o hiç bilmediğimiz ama hep düşlediğimiz özgürlük hissini, yanında duymak değil mi?
Yanında, kendinleymiş gibi hissedebilmek, ağzından savurduklarına dikkat etmemek,
anlamsızlaşmak değil miydi yanında?
En derin korkularını, endişelerini bir çocuğun annesine anlatabilmesinin huzuru değil miydi sevmek? 

Peki ya sevilmek neydi?
Hiç gitmesin, hep kalsın istemekti. 
Beni benimle vurmasın, yaralamasın...
Kötülüğümle, dağınıklığımla, saçma sapanlığımla sevsin istemekti.
Güvenmekti belki, dünyanın bu en zor hissini duyabilmekti. 
Kolayca vazgeçmeyeceği bilmek, bazen duymak istemekti sevilmek.

Her şey öyle temiz başlar ki..Öyle parıl parıl..
İnsan kirletir sadece..
Geçmiş yarasından, 
gelecek korkusundan, 
kaybetme endişesinden 
ve belki en çok kendini korumak derdinden..

Günlerden / Edip Cansever

Evet evet
Doğrusu bilmiyorum
Dalıp dalıp gidiyorum böyle
Dalıp dalıp gidiyorum ve dalgınlığımda bir kent
Bir duvar, birde sen,duruşunda güz özellikleri
Dostlar,bütün dostlar içeride.

Bir kent mi,bir yüz mü,binlerce yüz mü,bir kent mi
Beyaz mı,daha mı beyaz,o kadar çok mu beyaz
Bütün bunları kendime bir adres gibi sorup
Hüznüme,kalbime,soğuğuma
Gelecekten arta kalan bir mutluyum

Ben gelecekten korka korka dönen bir mutluyum
Dünyanın bu küçük sesini işit
Bak,bir dalı,bir örtüyü,bir denizi tutan ellerime
Nanelerden,ıtırlardan,ıhlamurdan gelen
Anlayamadığım sevgililik
Var ya
Yani uzaktan yüzünü bile seçemediğin birinin
Adı en sevdiğin şairin adıyken

Soruyorsun bir de
Gülüyorsun,gül ya,neden gülmeyeceksin
Ağlayacaksan ağla işte
Bir gülüp bir ağlayacakken böyle sen
Soyulmuş bir dilim ayva yetişiyor gözlerime
Kaynamış suda pembeleşirken
Kederlerde bütün yüzler birleşir
Ve unutma gereklidir
Bir başka bakışında da gök yüzleri vardır,düz
Kuş sürüleri vardır eğri
Bir sana bir ayak bileklerine bakanların dünyası da vardır ki
İster kıyıları çekine çekine döven sulara benzet
İster ağır ağır yanan yaprak kümelerine
Anlıyor musun
Anlıyorsun elbette
Ne yaparsan yap yürürlüktedir yetinmezlik.

Maviyi soruyordun,gözlerimden yüzüme yayılan maviyi mi
Bir renk değildir mavi huydur bende
Ve benim yetinmezliğimdir
Ve herkesin yetinmezliğidir belki
Denecektir ki bir süre
Ve denecektir
Bir akşam üstünü düşünmek bir akşam üstünü düşünmekten
Başka nedir ki


Gelecekten utanarak dönen bir sevinçliğim
Ya sizler
Ey sırasını beklemeden gelen Akşam üstleri

Edip Cansever

23 Ağustos 2017 Çarşamba

Unutmamanın Hikayesi

Unutmamıştı..
Yüzünün her milimetresini,
gülüşüyle çiçeklenen dudaklarını,
durduğu yerde kendi etrafında dönüşünü, 
olduğu yerde kıpırdamadan 
sadece gözlerini kilitleyip 
tek bir saniyede anlatabildiklerini,
hangi sokaklardan geçtiğini,
uğruna yolunu değiştirdiği dükkanları,
sevdiği kıyı kasabalarını hatırlıyordu. 
Hiç unutmamıştı, untumayı istememişti.

Şartlar ve zaman iki ebedi dost gibi birlik olup ayırmıştı onları.
Fikirlerini almadan, gözlerinin yaşına bakmadan 
bitirmişlerdi ilişkilerini..
Daha ne olduğunu anlamadan,
daha o eşsiz ve o korkunç duyguya doyamadan
birbirlerinin hayatından buhar olmuşlardı.

Hiç unutmadılar ama..
İkisi de tek bir anı bile bitirmediler.
Diğeri de unutmamıştı.
Sesinin hangi durumda hangi tonda çıkacağını,
Ellerinin konuşurken o'na coşkuyla eşlik edişini,
telefonda konuşurken ne zaman susacağını,
üstelik o sessizliğin onu deli edebileceğini unutmadı.
Kıyafetlerinin şeklini, şemalini,
yürürken ellerini ceplerine atışını,
hiç tanımadığı birine bile kırk yıllık ahbabı gibi davranabileceğini,
çocuklara yaklaşımını,
hangi yemeğe dayanamadığını,
bir mevsime tutkun olduğunu,
yılın hangi zamanı zayıfladığını,
asla ağzına süremediği içkiyi, unutmadı.

Hatırlamaya devam ettiler;
karşılıklı ama habersiz hatırladılar birbirlerini..
İki elini şakaklarına dayadığı o çaresiz anlarını,
üzgünken ve daha ıslanmadan büyüyen göz bebeklerini,
sarıldığında dünyanın dönüşünü durdurabildiğini,
alaycı sözleriyle kırdığında, usul usul gönül alışını,
sözcükleri hiç kullanmadan "seviyorum" deyişini,
yalana sığındığında nasıl utandığını
deli divane gizlemeye çalıştıklarını,
hiç farketmeden eleverişini,
en çok hangi acının onu büyüttüğünü,
çocukluğunu yitirdiği yıkımlarını, unutmadı.

İkisi de unutmadı..
Birbirlerine ait,
zihinlerine kazınmış hiç bir ayrıntıyı unutmadılar.

Bir yumruk kadar alanda beraber kaldılar.
Bilmeden, tahmin etmeden, aynı yerde ama ayrı ayrı..

Unutmadılar..

16 Ağustos 2017 Çarşamba

Tezer Özlü'den

“Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yan yana olmak, kendi varoluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi varoluşum. Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.”
Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

“Bizi bıraksalar. Ben onun dizlerine yatsam. İçgüdülerimizle gövdelerimizi tanısak. Birbirimizi sevsek. Doğanın geliştireceği sevgi içinde büyüsek. Ana karnındaki çocuk gibi.”
Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri

Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku… Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur – artık hiçbir yerdesin.”

8 Ağustos 2017 Salı

Kötücül Düş

Başa çıkılmaz, alt edilmez bir hayal düştü zihnine
biliyorum saplandın batağına, çıkmak için büyük bir çabadasın.
Ama o kadar sert çırpınıyorsun ki çıkmak için, daha da beter saplanıyorsun.
Öyle deli deli çırpınma boşuna, derine daha derine çeker seni.
İnatlaşma sakın!
Biliyorum zor,
gözünü kapasan aynı yerdesin, aynı tuhaf görüntüde.
Öyle bir görüntü ki; yaralar, dağlar içini, bilirim.
Olursuz, sebepsiz, lanet bir görüntü..
Çaresiz hissetmektesin anlarım seni,
Kapat tüm algılarını, kov zihninden...
Bazı hayaller öldürücüdür,
için için, damla damla öldürür..
Bırak onu, gitsin içinden..
Kus gitsin..

21 Temmuz 2017 Cuma

Balkon'da

Bir süre o balkonda kalsam, 
zaman geçmese...
sabaha kadar konuşsam, dinlesem, sussam..
Öylece dursam bir süre, 
baksam baksam, 
gözlerime doldursam o güzel rengi.
kulaklarımda kalsa sesi.
Hiç bitmese..
Hiç değişmese..
Orada öyle hissedildiği gibi durabilse,
gitmese..