16 Ağustos 2017 Çarşamba

Tezer Özlü'den

“Her sevginin başlangıcı ve süreci, o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu. Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi. Sevgi isteği, kendi kendine yaşamı kanıtlama isteği kadar büyük. Belki kendilerine yaşamı kanıtlamaya gerek duymayan insanlar, sevgileri de derinliğine duymadan, acıya dönüştürmeden yaşayıp gidiyorlar. Ya da sevgiyi sevgi, beraberliği beraberlik, ayrılığı ayrılık, yaşamı yaşam, ölümü ölüm olarak yaşıyorlar. Oysa yaşam ölümle, ölüm yaşamla tanımlı. Ama sen. Senin için her beraberlik ayrılış, her ayrılış beraberlik, sevgi sevgisizlik, duyum duyumsuzluğun başladığı an. Birisinin teniyle yan yana olmak, kendi varoluşumu unutmak mı. Ya da daha derin algılamak mı. Kendi varoluşum. Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.”
Tezer Özlü, Yaşamın Ucuna Yolculuk

“Bizi bıraksalar. Ben onun dizlerine yatsam. İçgüdülerimizle gövdelerimizi tanısak. Birbirimizi sevsek. Doğanın geliştireceği sevgi içinde büyüsek. Ana karnındaki çocuk gibi.”
Tezer Özlü, Çocukluğun Soğuk Geceleri

Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku… Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur – artık hiçbir yerdesin.”

8 Ağustos 2017 Salı

Kötücül Düş

Başa çıkılmaz, alt edilmez bir hayal düştü zihnine
biliyorum saplandın batağına, çıkmak için büyük bir çabadasın.
Ama o kadar sert çırpınıyorsun ki çıkmak için, daha da beter saplanıyorsun.
Öyle deli deli çırpınma boşuna, derine daha derine çeker seni.
İnatlaşma sakın!
Biliyorum zor,
gözünü kapasan aynı yerdesin, aynı tuhaf görüntüde.
Öyle bir görüntü ki; yaralar, dağlar içini, bilirim.
Olursuz, sebepsiz, lanet bir görüntü..
Çaresiz hissetmektesin anlarım seni,
Kapat tüm algılarını, kov zihninden...
Bazı hayaller öldürücüdür,
için için, damla damla öldürür..
Bırak onu, gitsin içinden..
Kus gitsin..

21 Temmuz 2017 Cuma

Balkon'da

Bir süre o balkonda kalsam, 
zaman geçmese...
sabaha kadar konuşsam, dinlesem, sussam..
Öylece dursam bir süre, 
baksam baksam, 
gözlerime doldursam o güzel rengi.
kulaklarımda kalsa sesi.
Hiç bitmese..
Hiç değişmese..
Orada öyle hissedildiği gibi durabilse,
gitmese..

11 Haziran 2017 Pazar

Çam Ağaçları Altında

Öyle güzel ki varlığın...
Belki bir hikaye yaratacak yeteneğim yok ama
sonsuza kadar duygularımı anlatabilirim.
Belki de bunu yapabilmek yetiyordur bana.
Ne diyordum, öyle güzel ki varlığın...
Sürekli şu heybetli çam ağacının altındaymışım gibi güvende 
ve huzur dolu hissediyorum.
Hani kalabalık içinde sadece bir anlığına birbirimize bakıp, 
ne hissettiğimizi ne düşündüğümüzü anladığımız anlar var ya, 
o minicik anlar için bile değer.. 
O minik anların toplamı sonsuz bir bağ oluşturuyor sanki aramızda..
Tanrıya dua ediyorum sürsün diye.
Hani "Rahat bırak" diyorsun bana...
Hem kendimi hem mıntıkama dahil olanları..
Haklılığın karşısında susuyorum..
Rahat bırakıp kaybetmiş olduğum anlara inat,
bunun vereceği dinginliği düşünüyor ve riske girmeye değer diyorum.
Hem kendim için hem sevdiklerim için bunu başarabilmeliyim.
Sonsuz bir sevginin yanında bitmeyen bir yorgunluk veriyorum sanki, 
farkındayım.
Herkese zor ama en çok kendime.
7/24 benimle yaşayan ben'im sadece.
Evet dinlenmek güzel.
Aklımı başıma alıp özgürleştirmeliyim kendimi.
Hoş en son kendimi özgür bıraktığımda deli gibi içiyor ve 
kim olduğumla yüzleşiyordum.
O kişi birlikte yaşamak için zor biri.
Ben onu içerek kabullendim ya, henüz sana anlatamadım. 
Belki bir gün..
Herneyse dağıtmayalım..
Kimse vazgeçilmez değil, belki hiç bir duygu sonsuz değil ama 
ben büyük oynamadan yapamam bilirsin.
Büyük oynarak sevdim hep, yetinmedikçe emek verdim, sevgiyi buldum.
Kendimden de büyük oynamaktan da caymıyorum.
Toprağa bastıkça yine sakinleşiyor telaşlı ruhum, zihnim berraklaşıyor.
Sessizliğin içinde duyabildiğim bir kaç insan sesinden birisin ve
seni dinlemek bana çok iyi geliyor.
Varlığına minnet duyuyorum.
Vazgeçmeyen ve 
vazgeçilmez olmanın peşindeki kalbime de minnet duyuyorum.
Biliyorum beni anlıyorsun.
Hani içimin burkulduğunu hissettiğin anlar gibi...
Senin hissettiklerini anladığım gibi..
Konuşulmaz ama bilinir gibi..

6 Haziran 2017 Salı

Elfida

"yüzün geçmişten kalan, aşka tarif yazdıran
bir alaturka hüzün, yüzün kıyıma vuran
anne karnı huzuru, çocukluğumun sesi
senden bana şimdi zamanı sızdıran

şımartılmamış aşkın sessizliğe yakın
kimbilir kaç yüzyıldır sarılmamış kolların
sisliydi kirpiklerin ve gözlerin yağmurlu
yorulmuşsun hakkını almış yılların

elfida bir belalı başımsın
elfida beni farketme sakın
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
elfida hep aklımda kalacaksın

elfida sen eski bir şarkısın
elfida beni farketme sakın
omzumda iz bırakma yüküm dünyaya yakın
elfida hep aklımda kalacaksın"

Emrah Aydoğdu

Özlemek

Kısa..

"Özlemek şekilsiz bugün. Tarif edemiyorum. Yerli yersiz karşıma çıkıp duruyor. Sanki benimle oynar gibi, anımsatmaya direnir gibi. Ah arsız bir çocuk olmuş özlem yine. Bazen tozlu kitapların arasından bazen de uzun zamandır kullanmadığım ve kilo verince içine yeniden sığabildiğim kot pantolonumun cebinden çıkıyor. Sonra hiç tanımadığım birinin gülümsemesinde çıkıyor ortaya. Sırtımdan çekiştiriyor. 
-Bir yüz- diyorum, nasıl da başka bir yüze bu denli benzeyebilir. Bir insanın tüm ifadesi nasıl yedi kat yabancı birinin mimiklerinde  canlanabilir? Ama benim hayretimin anlamı yok işte, an-lık bir başkalaşım yaşıyorum. Hayatımın bir dönemi donup kalıyor, başka bir dönemine sıçrıyorum. 
Peki o'na tebessüm etsem, sana etmiş sayılır mıyım? Onunla konuşursam, beni duyabilir misin?"

29 Mayıs 2017 Pazartesi

Deneme 13

Damla damla çıkar oldun karşıma,
Eski yıkıcı dalgalarından eser yok. 
Artık daha az bakıyorum eski fotoğraflarına, 
zihnime giderek daha seyrek düşmeye başladın. 
Senelerin zehri nerede nasıl akmaya başladı bilmiyorum 
ama yüz yıllık bir ferahlama hissediyorum. 
Çok da kurcalamıyorum sebepleri.
Bu yaşımda öğrendim ki; ne kadar az kurcalarsam o kadar iyiyim. 
Ne kadar bırakırsam kendimi su yatağına, o kadar iyi..
Bırakmayı öğreniyorum belki..
Düşünmeyi azaltıyorum. 
Bir anda olmasa da adım adım..
Sorgularım da seyrekleşiyor. 
Hayatın beni eninde sonunda bırakacağı 
su kenarlarına, şehirlere, insanlara, duygulara direnmiyorum. 
Korkuysa korku, sevgiyse sevgi, acıysa acıya teslim oluyorum. 
Her neyse olup biten veya olacak olan, 
engelleyemeyeceğimi biliyorum.
Nasıl olsa hep sürecek diye 
kendi beynimi ikna ettiklerimden geriye dönüyorum. 
Mesela seni özlediğimi zannetmiyorum artık. 
Özlemenin bile bir alışkanlığa dönüşebildiğini görüyorum. 
Özlemeyi bırakıyorum. 
Eskide bir yerde saplanıp kalmış ruh parçamı kendime çağırıyorum. 
Ona diyorum ki; 
"yarım kalan hiç bir şey yok aslında. 
Her şey olması gerektiği gibi, olması gerektiği kadar".. 
Bana doğru koşar adımlarla geldiğini hissediyorum ruh parçamın.
Bir yıl daha geçerken, bin yıl daha büyüyorum.

4 Nisan 2017 Salı

Deneme 12

Hayal kırıklıkları ufacık ufacık damlar, damlar; göle dönüşmeden barajı boşaltmak gerekir. Ne yapıp edip bir yolunu bulmalı. Dolmasın o göl; kah ağlayarak, kah konuşarak ve belki de susarak boşalsın. Birikmesin yeter ki.

Peki bunca telaşın, bunca yanlışlığın, yanlış anlamaların, yanlış anlatmaların arasında nasıl olacak?

İnceliklere hangi arada derede fırsat bulacağız? Ya, anlatmaya çalıştıkça giderek dibe batarsak. Ya fazla konuşmanın zehir edici sonuçlarına ulaşırsak? Nasıl temizlenecek ortalık? Alaycı, "sen de herkes gibisin" bakışlarını nasıl sileceğiz sevdiğimiz gözlerden? 
Var mı bunun yolu..

"İnsan" öyle acılı ki tecrübelerinden, öyle alışmış ki kolay vazgeçişlere, yüzüstü bırakılmalara,  öyle değersizleştirilmiş ki..Kaygıları artıyor en ufacık bir detayda. Biliyor ki konuşsa bir türlü, sussa başka türlü..Hangisini seçeceğine şaşırıyor insan. Telaşını gizlemeye çalıştıkça saçmalıyor. 

"İnsan" öyle yorgun ki hassasiyetlerinden...Aslında korktuğu karşısındaki değil, kendisi...Kendi dünyasında hissedebileceklerinden korkuyor. 

Ve tabi acımasız yargılardan çekiniyor insan...Basit hataların yıkımlarından, kıyım gibi yoksunluklardan. Belki de en çok sevdiği yüreklerde kredisiz kalmaktan ürküyor..

Sözcüklerden, sivriliklerden kaçınmak için kapıyor gözlerini, kulaklarını..Yok saymak kolay geliyor her defasında. 

Oysa...her şey bitebilir ve her şey taptaze kalabilir..Her ikisi de öyle mümkün ki...Keşke insanın kendi ellerinde, kendi dilediğince olabilse...