Ah çocuk
Neden bu kaçışın?
Neden büyümek istemiyorsun?
Madem direniyorsun inatla,
koy cebine çocukluğunu
şevkatini sen uzat ona parmak uçlarınla;
kimseden bekleme.
Sakın ha çocuk,
Küsme kendine, uzak uzak bakma öyle
ardında bıraktığın başkaları olsun.
Yapma çocuk,
hep aynı hatayı sil baştan yapma,
Dersini almadın mı hala?
Aceleden pul pul dökülmüşsün bak,
zamanla barış artık
avuçlarını bu kadar açma..
Uyurken küçülen çocuk suratı gibi
sancıların küçülüyor,
daha çok uyu, bölme uykularını..
Süt liman bırak her şeyi
dalgaların sebebi olma,
bırak herkesi,her şeyi kendi yoluna..
Güzel çocuk,
kanatma içini sakın, üzülme!
Hayat senin bildiğinden daha kısa,
bol bol gülümse,
asla içini soğutma,
ne duyarsan duy, ne görürsen gör
sevginin neşesinden vazgeçme,
kalbinden asla!
14 Ağustos 2015 Cuma
7 Ağustos 2015 Cuma
Zirve
Kendi kendime kurduğum dialogları bilsen
delirmiş dersin,
delirmiş dersin,
sanki sen delirmemişsin gibi..
oysa benim deliliğimin ilk günlerine şahitsin,
unuttun belki.
seneler seni fena değiştirdi biliyorum..
yüzün saç diplerinden aşağı yer çekimine yenik
bakışların biraz daha anlamış
avuçların soğuk.
renkleri bin şehirden toplasan da boşa..
gözlerindeki renkler solgun.
benden çok sen pişmansın geçen zamana.
evet belki ben kendi kendime konuşuyorum
ama sen kendine kuracak cümle bulamıyorsun.
biliyor musun, bir sabah uyandığımda
sokaktan geçip giden sıradan bir insana dönüştün,
öyle ani oldu ki bu,
hayret etmeye fırsat bulamadım.
bak gördün mü?
benim hayatımda bile böyle bir dönüşüm içindesin..
artık bendeki varlığın,
anılara kalıyor sadece..
senin için fark etmez zannetsen de
bu bir yalnızlık zirvesi
büyük ödül senin,
büyük ödül sensin.
tebrikler.
oysa benim deliliğimin ilk günlerine şahitsin,
unuttun belki.
seneler seni fena değiştirdi biliyorum..
yüzün saç diplerinden aşağı yer çekimine yenik
bakışların biraz daha anlamış
avuçların soğuk.
renkleri bin şehirden toplasan da boşa..
gözlerindeki renkler solgun.
benden çok sen pişmansın geçen zamana.
evet belki ben kendi kendime konuşuyorum
ama sen kendine kuracak cümle bulamıyorsun.
biliyor musun, bir sabah uyandığımda
sokaktan geçip giden sıradan bir insana dönüştün,
öyle ani oldu ki bu,
hayret etmeye fırsat bulamadım.
bak gördün mü?
benim hayatımda bile böyle bir dönüşüm içindesin..
artık bendeki varlığın,
anılara kalıyor sadece..
senin için fark etmez zannetsen de
bu bir yalnızlık zirvesi
büyük ödül senin,
büyük ödül sensin.
tebrikler.
6 Ağustos 2015 Perşembe
Beş Kardeş Bitmedi "Yoo"
Solcu, "Nazım Hikmet" hayranı, gazeteci Nazım'ı evden biriymiş gibi benimsedim. Böyle naif, incelikli ama bir o kadar şapşal bir karakter görmeyeli çok olmuştu. Dizide bir sahnede, bir gün öncesini anımsadıklarında; Nazım'ın koşarak kendisine gitmek istemesini, "benim onunla konuşmam lazım" deyişini düşündükçe hem gülüyorum hem içim eziliyor sanki. Bunun dışında izleyen herkesin sevdiği "Yoo" tepkisi benim için gereğinden fazla anlamlı hale geldi mesela. Olur olmadık yerde kullandığı "yoo" bana yeni bir bakış açısı oldu sanki. Her duruma iyi geldiğini fark ettim. Dış dünyanızda size ne derlerse desinler "yoo" de geç git. Ve veya bir şeye canın mı sıkıldı, üzüldün mü, kendi kendine de "yoo" de, ferahla. Anlatacak, örneklendirecek çok cümlesi çok sahnesi var ama olan yine bize oldu. Sığınacak güzel ne varsa elimizden alınmıyor mu bu ülkede?Akşam evde otururken bile mutlu olmamız fazla geliyor birilerine. Biz de ardından çaresiz kalıyoruz. Onur Ünlü ve hikayelerine ihtiyacımız var. Ah bir alternatif kanalımız olsa da kimse dokunamasa sevdiğimiz mahalle dizilerine..
"Kardeş olmak birbirine benzemek değil, birlik olmak, beraber olmak, aynı şeylere üzülüp, aynı şeylere gülmektir, biri yere düştüğünde onun koluna girip kaldırmaktır ve en önemlisi ise SARILMAKTIR!"
5 Ağustos 2015 Çarşamba
Doğa ile Yaşamak
Tatile giderken kendime bir iyilik yapıp sosyal medyayı tamamen sildim telefonumdan. Dış dünyadan olabildiğince uzak olmak iyi gelir diye düşündüm. İç sesimi özlemiştim, kendimi özlemiştim. Şehir sesi, insan sesini bir kenara bıraktım, e-mail veya mesaj sesi bile duymak istemedim. Seneler sonra ilk kez iş maillerine bakmadan bir hafta geçireceğime söz dair kendime söz verdim. Dediğimi de yaptım sahiden. Sekiz gün tamamen kendimle, cümlelerimle ve ailemle doğa içinde kaldım. Çok dinlendim, çok güldüm, az umursadım. Sivri biber, domates, maydanoz topladım. Toplarken bitkileri incitmemeye gayret ettim,tomurcuklarına dokunmadan mahsulü almak gibi çok basit ama ruhuma iyi gelen şeyler yaptım. Anneannemi anımsatan fesleğenleri kokladım her gün. Hiç ses duymuyor gibi oldum zaman zaman...Seslerin hepsini geride bıraktım. Ağustos böcekleriyle yusufçuk ( guguk ) kuşunu dinledim en çok. Böceklerin senfonisi bir duruldu bir şiddetlendi. Arada aynı anda susup soluklandılar ama bir süre sonra aynı anda gene başladılar. Onların uyumuna hep hayran kaldım. Hayvanlar da bitkiler de müthiş bir uyum içindeler aslında. Biz insanlar kadar dengeleri şaşmıyor. Guguk kuşu ortaya çıksa da görsem dedim ama çıkmadı kerata. Daha önce hiç sesini duymadığım kuşları duydum. Çeşit çeşit böcek gördüm ve onlardan korkmamayı bu yaşımda öğrendim. Hele ki gece vakti havuzda bulduğumuz gözleri fosforlu yeşil minicik böceğe inanamadım. Neredeyse "uzaylı" denecek kadar tuhaftı. Aslında tüm bu hayvanların ve bitkilerin evine hayat kurmuşuz. Evlerinde misafiriz, bir kez daha anladım.
Hep yalın ayak gezdim bahçede. Nasıl bir gerginlikle geldiysem ayaklarımı çimlerden topraktan ayıramadım. Araba sesi, korna sesi hiç duymadan geçirdim çoğu günü.. Bu satırları çimenlerin üzerinde uzanarak yazıyorum mesela. İki saattir kalkmadım yerimden. Böcekler yine cır cır susmuyorlar. Aralarında bir tane anarşik var ki o hep en son susuyor :)) Yine ağaçlara bakmaya doyamıyorum. Müzik sesine bile tahammülüm yok. Yerimden kalkasım yok. Bu, benim gibi yerinde duramayan biri için hayli tuhaf. Uzanıp göğe baktığımda çam ağaçları arasından geçip giden uçaklara baktım sık sık.İnsanlar hiç anlamadığım kalabalık otel tatillerine gelip gidiyorlardı, bense onlara bir hamaktan gülümsedim.

Babamın emek emek bir hayalden gerçek kıldığı bu ev, bu bahçe nefes oldu hepimize. İçinden çıkmak istemeyeceğimiz bir mucize gibi. Denize girmek dışında şehre gitmeye hiç isteğim yok. Denize kavuşmak ise hep bambaşka bir ritüeldir benim için. Öperek karşılar öperek veda ederim. Üzerimde tuzlu suyla oturmayı severim. İyot kokusunu çok çok severim. Kızım Deniz'e gelince; bu yaz onunla daha çok paylaştık tatili. Hemen hemen her anı birlikte yaşadık, birlikte tadını çıkardık. O'nun ne kadar büyüdüğünü buradaki yaşamda bir kez daha gördüm. O kadar bilinçlenmiş ki, korkuları da bu yüzden çoğaldı muhtemelen. Önceleri yalnız yüzmek istemedi sonra alıştı. Bahçeli evin keyfini sonuna kadar çıkarıyor küçük canavarım. Bitkilerle ve hayvanlarla bu kadar ilgilenmesi beni şaşırtıyor ama çok mutlu ediyor. İlgisi ve çıkardığı keyif çok sahici. Umarım böyle devam eder.. Onun doğduğundan beri gördüklerini ben bu yaşlarımda tanıyorum. Minicik karpuz, dalında belirginleşmeye başlayan incir, nar ve cevizleri görüyorum ve güzelliklerine hayret ediyorum. Bazıları ne kadar hızlı büyüyorlar inanmıyorum.
Tabi tüm bunların yanında ailecek birlikte zaman geçirmek paha biçilemezdi, hepimiz için. Annemle babamın çocukları ve torunlarıyla birlikte olmaktan nasıl mutlu olduğunu gördük ve bu da ayrı bir keyif verdi elbet.Günler hızla geçti ve tatilin sonuna geldik artık. Koca şehir tüm güzelliği ama tüm karmaşasıyla beni bekliyor. Aklım ağustos böceklerinde kalacak en çok..Gürültüleri beni insanlar kadar rahatsız etmedi ne tuhaf. Bu huzurun; suyun ve toprağın içinden çıkıp şehrin karmaşasına nasıl dönülür ki? Veda için sabah yüzüm denizden çıkmadı, öğleden sonra ellerin ayaklarım topraktan. Poyrazın sesi eşliğinde yine yalın ayak uzanıyor yine kuş ve böceklerin sesiyle dinleniyorum. Gözlerim tuzdan yarı kapalı, içimde bu sakinliği geride bırakacak olmanın saçma telaşı..
Sanırım dönecek oluşumuzun bizdeki etkisini en iyi Deniz'in bu fotoğraftaki yüz ifadesi anlatıyor.
Heves
Elimizde olmadan büyüyoruz.."İçindeki çocuk hep yaşamalı" deniyor ama "çocuk" kalma hakkın günlük yaşamda hiç denecek kadar az. Ne yazık ki durdurulamayan büyümenin inadına "inanmak" küçülüyor. İster istemez kendi içimize dönüyoruz. Ne dışarı çıkmaya ne de yeni birini tanımaya dermanımız kalmıyor zamanla. Belki kendimizi kollamak istediğimizden bu dermansızlık. Belki sevmenin acıtan etkilerinden kaçınmak için güzelliklerine de kapatıyoruz kendimizi. Ama hayat her zaman süprizlerle doludur. Tüm bu içe kapanıklığına rağmen güç bela üşengeçliğini yenebildiğin birine rast geldiysen; içindeki heves tomurcuklanır, şaşırarak hissedersin. İçinden çıkmak, paylaşmak istersin. İşte o "heves" öyle değerli ki aslında. Yeniden canlanmaya çaba gösteren kırılgan bir çiçek kadar değerli. İnsanın hoyratlığıyla kolayca kırılmaya öyle müsait ki... Kolay mı ruhunun derinlerine sakladığın kelimeleri ortaya çıkarmak ve sevmeye başladığın birine o kelimelerden cümleler kurmak? O cümlelerin bir başka ruha dokunması gerekirken, geriye dönüşü yakıcı kelimeler olursa hevesin tuzla buz olur. Anlatmaya gücün yetmez. İçine dönmek ve yeniden saklanmak istersin. Cümlelerin tekrar kelimelere bölünür ve içine bu kez daha derinine gizlenir. Vazgeçmez sadece içinde yaşamaya kaldığın yerden devam edersin. Kelimelerin nerede ne zaman cümleye dönüşeceğini bilemeden..
4 Ağustos 2015 Salı
"Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine" - Cezmi Ersöz
Yine masum hırslarını sevdanın ateşinde yaktın
şehirden bir çocuk sevdin yine
ah! seni ona taşıyan çocuk ayakların
işte geliyorsun,
haylaz, vefalı ellerin şehrin dalgalarını okşuyor
ah! seni ona taşıyan gözlerindeki susuzluk
şehirden bir çocuk sevdin yine...
yaktın masum hırslarını geliyorsun
oysa bir bilsen, seni ona taşıyan şehir
saçını bağladığın iple bile alay ediyor
ah! bir bilsen herkes tetikte
sense böyle hesapsız, böyle sevinçle...
ah! bir bilsen
sadece güzelliğin tutuyor acımasızlığın kapılarını
yaktın masum hırslarını geliyorsun,
şehirden bir çocuk sevdin yine...
şehirden bir çocuk sevdin yine
ah! seni ona taşıyan çocuk ayakların
işte geliyorsun,
haylaz, vefalı ellerin şehrin dalgalarını okşuyor
ah! seni ona taşıyan gözlerindeki susuzluk
şehirden bir çocuk sevdin yine...
yaktın masum hırslarını geliyorsun
oysa bir bilsen, seni ona taşıyan şehir
saçını bağladığın iple bile alay ediyor
ah! bir bilsen herkes tetikte
sense böyle hesapsız, böyle sevinçle...
ah! bir bilsen
sadece güzelliğin tutuyor acımasızlığın kapılarını
yaktın masum hırslarını geliyorsun,
şehirden bir çocuk sevdin yine...
"Acıyor" - Turgut Uyar
Mutsuzluktan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
Sevgim acıyor
Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak
En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün iş hanlarının tarihçesi
sevgim acıyor
Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar
Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse
Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar
21 Temmuz 2015 Salı
Deneme 10
Zaman gerekli derler, ilaçtır derler. Yaraları sarar, acıları dindirir, beklediklerine kavuşturur derler. Peki ya madalyonun diğer yüzü? Zaman bir bakıma zalimdir aslında. Ah ulan iki yüzlü zaman, elinden çok çekilir yalan mı? Hasret de çektirir, yaraları daha beter derinleştirir, bazen de unutulmana hatta istemeden unutmana sebep olur. Annesini kaybetmiş bir çocuk için zaman,onun kokusunu unutmaktır mesela. Beklendiğini zanneden bir sevgili için sevdiğinde yok olmasına sebeptir ya da. Hayatının büyük kısmını geride bırakmış yaşlı biri içinse belki anılarını hatırlayamamaktır. Zaman bazen fazlaca zalimdir işin gerçeği. Saatlerce hayata dair konuşmak istediğin insanla arana giren her kavramın birer düşmana dönüşmesi gibi aslında. Yanlış zaman yanlış mekandır belki ama hayat elindeki zamanı kaybetmemen gerektigini kafana vura vura ögretecek kadar kısadır. Düşmanını iyi tanı ve suyuna git mümkünse. Elindeki zamanla arkadaş ol. Onunla dertleş, dinle,yüzleş...her neyse. Anlamaya çalış. Arkadaş olursan belki sırlarını verir sana. Ne yapmaman gerektiğini fısıldar kulaklarına. Der ki ; "Beni elinde tutman zor. Senden çok hızlı koşarım yakalayamazsın. Asla geri dönüp arkama bakmam, hep ileri giderim. O yüzden geçip gidişim sana çok şey kaybettirebilir." Zamanı dinle; duygular kadar kelimeler de sarılmalar da konuşmalar da ertelenemez, ertelenmemeli. Bırak sana deli desinler. Kimse anlamasa da sarılmaya, konuşmaya, gözlerine iç organlarını görürcesine bakmaya cesaret edebildiğin birileri anlar seni. Sadece bakar ve anladığını hissettirir. Yerli yersiz çıkartma karşına zamanı. Bırak onu..sen bırakmasan da koşarak gidecek zaten. Sen sadece kendine ve kalbine güven. Hayat çok çok kısa..
19 Temmuz 2015 Pazar
İlk
İçinin sızlamasını hissedersin ilkin,
acı mı mutluluk mu bilemezsin.
Dünyanın köşeleri çıkar en yuvarlak yerlerinden,
bir yerde bir göktedir gözlerin..
Hızlıca koşarsın su içmek için,
konuşmaktan kurumuş dilin damağın.
Büyük bir çınarın altında durulursun ancak.
Sesin asla düşüncelerine yetişemez,
yorulduğunu anlayınca
sabit durmak istersin saatlerce..
Ne başlangıçların sonunu ne sonların başlangıcını
bilmek istersin;
fark etmemek için kıyısından köşesinden dolaşırsın.
Gözlerini sert bakışlara,
kulaklarını hoyrat sözcüklere kapatırsın.
Başını dizlerine dayamak,
ellerini yüzünde hissetmek istersin sadece..
Ne zaman sevsen hep aynı
kimi sevsen hep aynı..
acı mı mutluluk mu bilemezsin.
Dünyanın köşeleri çıkar en yuvarlak yerlerinden,
bir yerde bir göktedir gözlerin..
Hızlıca koşarsın su içmek için,
konuşmaktan kurumuş dilin damağın.
Büyük bir çınarın altında durulursun ancak.
Sesin asla düşüncelerine yetişemez,
yorulduğunu anlayınca
sabit durmak istersin saatlerce..
Ne başlangıçların sonunu ne sonların başlangıcını
bilmek istersin;
fark etmemek için kıyısından köşesinden dolaşırsın.
Gözlerini sert bakışlara,
kulaklarını hoyrat sözcüklere kapatırsın.
Başını dizlerine dayamak,
ellerini yüzünde hissetmek istersin sadece..
Ne zaman sevsen hep aynı
kimi sevsen hep aynı..
Kabus
Aniden uyandı.
"Off yine kalkmam gereken saatten
erken uyandım. Ne saçma" diye düşündü.
Düşünmekten uykuya geçiş anını
geciktirdiği gibi, sabah yine düşünmekten uyanıyor, yine daha da az uykusunu
almış kalkıyordu yatağından. Her sabah aynı hikaye.
Tuhaf bir güne başlangıç rutini vardı.
Banyoya gidip yüzünü yıkadıktan sonra aynaya bakar ve bir soru sorardı
kendisine. Senelerdir her sabah aynı sahne, aynı yüz ve aynı soru.
Dünyanın en basit en kısa sorusuydu
üstelik.
"ne oldu neyin var?",
"hiç bir şeyim yok iyiyim"
"emin misin"
"evet eminim"
Bu kısa dialog senelerdir bilinçsiz geçerdi aklından. Sorusu gibi cevabı da hiç değişmezdi.
Aynı kelimeler, aynı sıradanlık ve beklenen sakin bir cevapla tamamlanırdı iç konuşması. Bu şekilde güne başlama rutini sona ererdi. Hiç sorulamazdı aslında. Neden bu soruyu soruyor, neden aynı cevabı alıyor bilmezdi. Aynı banyodan çıkıp aynı yaşam rutinine geri dönerdi.
Fakat bir sabah aniden bu
rutini bozuverdi. Neden o gün bilmeden. Aynadaki ses sorunun cevabını ilk
kez olumsuz yanıtlamıştı.
"Bilmiyorum ama hiç iyi değilim"
Bu cevabı duymasıyla birlikte daha ne diyeceğini düşünemeden ayna küçük seslerle çatlamaya başladı. Hayretle aynaya bakarken hiç ummadığı kadar büyüdü sesler. Önce duvarlarda büyük yarıklar açıldı. Sonra yerdeki karolar birbirinden ayrıldı. Banyonun ortasında ışık hızıyla büyüyen bir yıkımın tam ortasında kalakalmıştı. Bağırmak istedi, sesi çıkmadı. Tavanın toz halinde üzerine dökülmeye başlaması çaresizliğini arttırmıştı. Gözlerini sımsıkı yumdu. Yıkımdan gelen sesleri duymamak icin elleriyle kulaklarını kapadı. Yapacak bir şey kalmadığını anlamıştı artık. Küçüldü, ufacık kaldı taşların arasında. Hayatı sona ererken tek bir görüntü bile geçmiyordu sım sıkı kapattığı gözlerinin önünden. Tek düşünebildiği bir an önce bitmesiydi. Sonunda önceki duyduklarına nazaran çok çok daha yüksek bir ses duydu, çığlığına engel olamadı. Kendi çığlığından sonra etrafına sessizlik hakim olmuştu. Hiç bir şey hissetmiyordu. Gözlerini yavaşça, korkarak açtı. Kendini yatağında buldu.
"Bilmiyorum ama hiç iyi değilim"
Bu cevabı duymasıyla birlikte daha ne diyeceğini düşünemeden ayna küçük seslerle çatlamaya başladı. Hayretle aynaya bakarken hiç ummadığı kadar büyüdü sesler. Önce duvarlarda büyük yarıklar açıldı. Sonra yerdeki karolar birbirinden ayrıldı. Banyonun ortasında ışık hızıyla büyüyen bir yıkımın tam ortasında kalakalmıştı. Bağırmak istedi, sesi çıkmadı. Tavanın toz halinde üzerine dökülmeye başlaması çaresizliğini arttırmıştı. Gözlerini sımsıkı yumdu. Yıkımdan gelen sesleri duymamak icin elleriyle kulaklarını kapadı. Yapacak bir şey kalmadığını anlamıştı artık. Küçüldü, ufacık kaldı taşların arasında. Hayatı sona ererken tek bir görüntü bile geçmiyordu sım sıkı kapattığı gözlerinin önünden. Tek düşünebildiği bir an önce bitmesiydi. Sonunda önceki duyduklarına nazaran çok çok daha yüksek bir ses duydu, çığlığına engel olamadı. Kendi çığlığından sonra etrafına sessizlik hakim olmuştu. Hiç bir şey hissetmiyordu. Gözlerini yavaşça, korkarak açtı. Kendini yatağında buldu.
Pencereden dışarı baktı,
gün doğuyordu.
5 Temmuz 2015 Pazar
Aşk
Ey aşk; ne anlatılmaz bir şeysin sen. Hastalıksın, deliliksin, göz kararmasısın en basitinden. Bilmeyeni ezip geçersin. Bileni deli gibi korkutursun. Peşinden koşulmasa üzerine üzerine gelirsin insanın. Aranır taranırsa; saklanır hiç görülmezsin. Canın isterse ortaya çıkar, ne kadar istersen o kadar kalırsın, ansızın çekip gider kimsenin gözünün yaşına bakmazsın. İster saman alevi gibi durusun bazen senelere yenilmez büyük sevdalara dönüşürsün. Kurallara, isimlendirmelere, kalıplara sığmaz ve hatta umursamazsın. Senin eline düşeni darma duman eder; bazen havalara uçurur bazen yerin dibine sokarsın. Halini tavrını bilen bilir, kendini sorgulatmaz, yargılatmazsın. Ayıpları alt üst eder; ahlakmış, toplummuş hiç takmazsın bile. Sen ne dersen O, sen nereye gidersen O, kime dersen O'dur; lafını ikiletmezsin. İnsan bedenini mahvedersin. Elleri terletir, yüzü kızartır, anlamsız gülümseyişler ekler, şapşallaştırır ve deli cesareti verirsin. Sana sahip olan için dünya ters yüz olmuştur artık. Damarlarında gezer, beynini ele geçirir, çocuklaştırırsın. Aşık insan çok güçlüdür sayende, elinden her şey gelir. Dünyayı görmez gözleri. Seni kaybedense yalnız hisseder; yerine hiç bir şey koyamaz. Ey aşk; kokuları, şarkıları, kelimeleri, gülümsemeleri, sokakları bile unutulmaz kılarsın. İnsanı delirtsen bile hayat seninle müthiş sensiz eksiktir. Ne seninle ne sensiz derler ya tam da öylesindir aslında. Şevkatle, güvenle, özveriyle sevgiye dönüştün mü hayata eşlik eder sonsuz sevgililer yaratırsın kendinden; en güzeli budur işte. Bazen de beklemedik bir anda, beklenmedik bir duygudan kendini çıkartır, kendini toplar, kendinle çarpar veya kendine bölersin. Sen her yerdesin aslında, her insanda, her varlıkta; görmek isteyen herkes için her yerdesin. Aşk, aşkım; sen vazgeçilmezsin.
3 Temmuz 2015 Cuma
Deneme 9
Şimdi konuşmaya başlasam bir hafta anlatırım gibi geliyor. Bu konuşma hevesini çok gerilerde bıraktığımı sanmıştım. Üzerindeki tozlar iyiden iyiye kapatmıştı üzerini. Ama aslında dinlemeyi de çok severim. Dinlemek hayatı kolaylaştırır kim bilir. Anlat sakin sakin; doğduğun yerlerden, büyüdüğün mahalleden, ilk arkadaşından başla mesela. Veya ne istersen. Sen anlat ben gökyüzüne bakar gibi dinlerim. Zaman durur, görüntüler silikleşir, hareketlerim yavaşlar. Zaten yorgunum. Yavaşlamak ne iyi olurdu. Bana bir kaç kelime söyle ben yazarım ya da. Kelimelere bile gerek yok aslında, dikkatle baksan aklımdan hikayeler film şeridi dedikleri gibi geçerlerdi hızlı hızlı. Yorgunum koşarak yaşamaktan, yorgunum kendime yetişmeye çalışmaktan. Nefes alışım kesik kesik, bu yüzden gözlerim kolayca yere iniyor... Dinlenmek ne güzel olurdu. Peki sen neresindesin hayatın, hayatımın? Buna cevabın en hafifinden "hiç" olacaktır eminim. Ben en iyisi yazayım, anlatmanın da yaşamanın da en kolayı bu benim için. Başka türlü soramam ki bilirsin. Daha şimdiden üstelik. Mesela sendelersem tutar mısın beni? Kendi kendime öğreneyim diye düşmemi mi izlersin daha iyisi? Kelimelerin bedenine sığmayan ruhuma baston olur mu? Yoksa her şey anlamsız mı? Görüyorsun ya yerimde sayamıyorum ben. Ben yorulsam cümleler yorulmuyor. Belki yeterince ders alamadım hayattan ne dersin? Biliyorum zaman elimizde kalan en mühim kelime. Özenle cümle içinde kullanalım. Çok şey değil istediğim bakma. İzin ver bayatlayan yerlerinden seveyim seni. Nasıl olsa zaman geçer, her şey geçer..
2 Temmuz 2015 Perşembe
Kızıma Mektup ( 3 )
Bal Böceğim;
Ben sana sık sık yazıyorum aslında. Onları büyüdüğünde defterlerde bulacaksın, belki mektuplarda, bazılarını da burada belki. O zamana kadar devam edersem. Aslında okuyacaklarına vereceğin tepkiyi çok merak ediyorum.
Dün akşam seninle kavga ettik :) Üzdük birbirimizi...Ama ben kendime hep daha çok kızıyorum. Stresler, günlük telaşlar arasında senin çocuk olduğunu unutuyorum bazen. Oysa büyüsen de sen hala bebeksin benim için. 3.5 yaşına hızla ilerliyorsun. Her gün bir önceki güne bir şeyler ekleyerek büyüyorsun. Sabahtan akşama kendi dünyanda geçirdiğin zamanı ben göremiyorum,izleyemiyorum ne yazık. Sonra akşama seninle konuştuğumuzda okulda öğrendiklerini, keşfettiklerini hayretle fark ediyorum. Bu hayret hiç geçmeyecek belli ki. Bazen asla duymuş olamayacağını zannettiğim kelimeler kullanıyorsun. Geçen gün "inşaat" dedin örneğin. Duymuşsun,öğrenmişsin bir de doğru yerde kullanıyorsun. Buna nasıl şaşırmam. Bu yaşta kalbinin güzelliği, vicdanın ve şefkatin çok gelişti, görüyorum. Hayvanlara sevgini, bebek ve çocuklara olan yaklaşımını izliyorum. Kıyamayışın hep kendimi hatırlatıyor. Duygusallığın kesinlikle benden ötede. Bu dünyaya ayak uydurman için hep yanında olacağım, olmalıyım. Bu kötü dünya için öyle özenli öyle duyarlısın ki daha bu yaşında... Hayat önüne neler çıkaracak bilemeyiz. Elbet yaşadıkların şekillendirecek seni. Ama özündekileri kaybetmeyeceğini biliyorum. Tabi ki sadece güzel şeyleri yaşamanı istemem bencilce. Olumsuzluklarla, düşe kalka gelişeceksin. Ama ben bir adım gerinde de olsa senin yanında kalacağım.
Geçen ay ilk kez seni sahnede izledik, hep beraber. Kostümler içinde, dans ederken ve şarkı söylerken nasıl mutlu olduğunu gördüm. Bu kadarını beklememiştim sahiden. Öyle keyifliydin ki. Müziği ve sahnede olmayı çok seviyorsun. Bakalım bu sevgi geleceğine yansıyacak mı. Hele ki tek başına bana şarkı söylemen çok güzeldi, çok. Oyunlar esnasında yüz ifadelerin beni çok etkiledi. Öyle ki baban da ben de kendimizi ağlarken bulduk. Ne kadar büyüdüğünü o gün ilk kez çok iyi anladık. Davranışların olgunlaşıyor; sana anlattıklarımızı anlayınca dünyalar bizim oluyor. Bisikleti öğrenmeye çalışıyorsun, salıncakta hep hızlı sallamak istiyorsun, sen de benim gibi yüksekten korkuyorsun :) Yapamadıklarına kızıyorsun ama bıkmadan deniyorsun, kendi kendine çözümler üretiyorsun. Bazen de bana bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun. Sevilmeyi seviyorsun, ilgiyi seviyorsun ve karşılığını fazla fazla veriyorsun. Sevdiklerini dilinden düşürmüyor hep yanında olsunlar istiyorsun. Artık evde kendi dünyasında yaşayan 3. kişisin. Kendi işlerini kendin görmeye başladın, hayali oyunlar kurmaya başladın. Bana yemek yapıyor, verdiğim malzemelerden başka şeyler yaratıyor, bebeklerine bakıyorsun. Hatta kitap okumaya bile başladın. Okurmuş gibi yapıp masallar anlatmana bayılıyorum. Beni takip ve taklit ediyorsun. O yüzden daha dikkatli olmam gerektiğini biliyorum. Korkuyorum biliyor musun, sana yanlış şeyler öğretmekten. Benim hatalarımı yapma, kendi hatalarını yap istiyorum. Sen bana hayran hayran bakarken aslında ben sana hayran kalıyorum. O yüzden sen durmadan soru sorarken ben durmadan cevaplıyorum. Ayakkabılarımı giymene, oje isteme, ruj istemene ses çıkarmıyorum. Saçlarını örmemi istiyorsun sonra koşup aynada bakıyorsun. Giyinip hazırlandığımda " çok güzelsin annecim " diyorsun. Sonra benim saçlarımı örmeye çalışıyorsun. Türlü türlü haylazlıklar, hırçınlıklar, öfke krizlerin ve bazen şımarıp bebekleşmelerin oluyor. Biliyorum sabretmeliyim. Büyüyorsun..
Yorulunca sen de benim gibi gergin oluyorsun. Ama yine annecim diye gelip sarılıyorsun ya, senin çocuk saflığını kıskanıyorum. Kendimi mutsuz hissettiğim bir günün ardından sana sarılıp birkaç saat yanımda uyutmak ilaç gibi geliyor. Hala sarılmalarımı seviyorken bundan faydalanıyorum. Senin sevgin tüm arızaları unutturuyor, tüm telaşları ve zorlukları..Sen tamamlıyorsun beni, iyileştiriyorsun.
Beni koşulsuz seviyorsun ya; her şeyin değişse de umarım bu hiç değişmez küçük meleğim...Umarım..
Ben sana sık sık yazıyorum aslında. Onları büyüdüğünde defterlerde bulacaksın, belki mektuplarda, bazılarını da burada belki. O zamana kadar devam edersem. Aslında okuyacaklarına vereceğin tepkiyi çok merak ediyorum.
Dün akşam seninle kavga ettik :) Üzdük birbirimizi...Ama ben kendime hep daha çok kızıyorum. Stresler, günlük telaşlar arasında senin çocuk olduğunu unutuyorum bazen. Oysa büyüsen de sen hala bebeksin benim için. 3.5 yaşına hızla ilerliyorsun. Her gün bir önceki güne bir şeyler ekleyerek büyüyorsun. Sabahtan akşama kendi dünyanda geçirdiğin zamanı ben göremiyorum,izleyemiyorum ne yazık. Sonra akşama seninle konuştuğumuzda okulda öğrendiklerini, keşfettiklerini hayretle fark ediyorum. Bu hayret hiç geçmeyecek belli ki. Bazen asla duymuş olamayacağını zannettiğim kelimeler kullanıyorsun. Geçen gün "inşaat" dedin örneğin. Duymuşsun,öğrenmişsin bir de doğru yerde kullanıyorsun. Buna nasıl şaşırmam. Bu yaşta kalbinin güzelliği, vicdanın ve şefkatin çok gelişti, görüyorum. Hayvanlara sevgini, bebek ve çocuklara olan yaklaşımını izliyorum. Kıyamayışın hep kendimi hatırlatıyor. Duygusallığın kesinlikle benden ötede. Bu dünyaya ayak uydurman için hep yanında olacağım, olmalıyım. Bu kötü dünya için öyle özenli öyle duyarlısın ki daha bu yaşında... Hayat önüne neler çıkaracak bilemeyiz. Elbet yaşadıkların şekillendirecek seni. Ama özündekileri kaybetmeyeceğini biliyorum. Tabi ki sadece güzel şeyleri yaşamanı istemem bencilce. Olumsuzluklarla, düşe kalka gelişeceksin. Ama ben bir adım gerinde de olsa senin yanında kalacağım.
Geçen ay ilk kez seni sahnede izledik, hep beraber. Kostümler içinde, dans ederken ve şarkı söylerken nasıl mutlu olduğunu gördüm. Bu kadarını beklememiştim sahiden. Öyle keyifliydin ki. Müziği ve sahnede olmayı çok seviyorsun. Bakalım bu sevgi geleceğine yansıyacak mı. Hele ki tek başına bana şarkı söylemen çok güzeldi, çok. Oyunlar esnasında yüz ifadelerin beni çok etkiledi. Öyle ki baban da ben de kendimizi ağlarken bulduk. Ne kadar büyüdüğünü o gün ilk kez çok iyi anladık. Davranışların olgunlaşıyor; sana anlattıklarımızı anlayınca dünyalar bizim oluyor. Bisikleti öğrenmeye çalışıyorsun, salıncakta hep hızlı sallamak istiyorsun, sen de benim gibi yüksekten korkuyorsun :) Yapamadıklarına kızıyorsun ama bıkmadan deniyorsun, kendi kendine çözümler üretiyorsun. Bazen de bana bir şeyler öğretmeye çalışıyorsun. Sevilmeyi seviyorsun, ilgiyi seviyorsun ve karşılığını fazla fazla veriyorsun. Sevdiklerini dilinden düşürmüyor hep yanında olsunlar istiyorsun. Artık evde kendi dünyasında yaşayan 3. kişisin. Kendi işlerini kendin görmeye başladın, hayali oyunlar kurmaya başladın. Bana yemek yapıyor, verdiğim malzemelerden başka şeyler yaratıyor, bebeklerine bakıyorsun. Hatta kitap okumaya bile başladın. Okurmuş gibi yapıp masallar anlatmana bayılıyorum. Beni takip ve taklit ediyorsun. O yüzden daha dikkatli olmam gerektiğini biliyorum. Korkuyorum biliyor musun, sana yanlış şeyler öğretmekten. Benim hatalarımı yapma, kendi hatalarını yap istiyorum. Sen bana hayran hayran bakarken aslında ben sana hayran kalıyorum. O yüzden sen durmadan soru sorarken ben durmadan cevaplıyorum. Ayakkabılarımı giymene, oje isteme, ruj istemene ses çıkarmıyorum. Saçlarını örmemi istiyorsun sonra koşup aynada bakıyorsun. Giyinip hazırlandığımda " çok güzelsin annecim " diyorsun. Sonra benim saçlarımı örmeye çalışıyorsun. Türlü türlü haylazlıklar, hırçınlıklar, öfke krizlerin ve bazen şımarıp bebekleşmelerin oluyor. Biliyorum sabretmeliyim. Büyüyorsun..
Yorulunca sen de benim gibi gergin oluyorsun. Ama yine annecim diye gelip sarılıyorsun ya, senin çocuk saflığını kıskanıyorum. Kendimi mutsuz hissettiğim bir günün ardından sana sarılıp birkaç saat yanımda uyutmak ilaç gibi geliyor. Hala sarılmalarımı seviyorken bundan faydalanıyorum. Senin sevgin tüm arızaları unutturuyor, tüm telaşları ve zorlukları..Sen tamamlıyorsun beni, iyileştiriyorsun.
Beni koşulsuz seviyorsun ya; her şeyin değişse de umarım bu hiç değişmez küçük meleğim...Umarım..
1 Temmuz 2015 Çarşamba
Onur Yürüyüşü
28 Haziran pazar günü 13. LGBTİ Onur Yürüyüşü için yola çıktık. Amacımız el ele o renkli insanların arasında yürüyecek, eğlenecek, sloganlara eşlik edecek ve onların bu ülkedeki zorlu yaşamlarına destek olacaktık. Neden "bu ülke" diyorum? Çünkü burası zor bir ülke. İnsanı olduğu gibi kabul etmek istemeyen, özgürlüklerine olur olmaz sebeplerle müdahale eden, özel hayatları kendi özel meselemizcesine konuşan zor bir toplumda yaşıyoruz. Türk insanı farklılıkları bırakın benimsemeyi, tahammül bile edemiyor. Herkes kendisi gibi yaşasın, kendisi gibi hissetsin, kendisine benzesin istiyor. Çoğunluğa dahil olunca mutlu olunacağını zanneden bir toplumuz. Bu yüzden bütün modern toplumlarda benimsenen ve yasal hale getirilen eşcinsel evliliklere Türkiye'de aile yapısının yozlaşması olarak bakılıyor. "Yozlaşmak" derken? İki yüzlüyüz maalesef. Aslında zaten fena halde yozlaştık. Ama sebep eşcinseller değil. Sebep içimizdeki ve dışımızdaki baskılar. Aile baskısı, mahalle baskısı veya dini kurallar baskısı. Adına, sebebine ne derseniz deyin. "Aile yapısı bozulur" endişesi bana artık gülünç geliyor. Hem gülünç hem de basit bir bahane. Bu toplumun mutsuzluğunun temel sebebi zaten temelde bu. "Herkes evlenmeli ve çocuk sahibi olmalı" diye taşlaşmış kurallar var. Bu yüzden mutsuz evlilikler, mutsuz ilişkiler, mutsuz çocuklar var. Zorla evlendirilen ve hatta istemediği halde zorla çocuk sahibi olan belki binlerce insan var. Sonuç; tahammülsüz, hoşgörüsüz ve mutsuz bir toplum. Bırakın kim kiminle yaşamak isterse yaşasın, bırakın istemeyen aile kurmasın, bırakın sevgi hissedildiği şekliyle yaşansın. Size ne? Bu özgürlük, hali hazırda yozlaşmış bu topluma zarar vermez. Tam tersi ferahlatır. Mutluluktan başka bir yan etkisi de olmaz. Merak etmeyin eşcinselleri anlamaya çalışınca cinsel yönelimleriniz değişmez. Yasaklar kalkınca çocuklarınız sadece meraktan, özenmekten eşcinsel olmaz. Zaten yönelimleri buysa, olurlar ve maalesef buna hiç bir şekilde engel olamazsınız. Rahat bırakın insanları. Önce kendinizi hatta.
13 sene evvel 30 cesur insanla başlayan yürüyüş İstanbul'da geçen sene 50 bin kişiye ulaştı. Eş cinsel olsun veya olmasın, on binler özgürlüklere destek için yürüdü. Kimse kimsenin yaşamına karışmasın, sevdiği insanın cinsiyeti yüzünden aşağılamasın, ötekileştirmesin diye yürüdü. Zaten çevremizde olan, çok yakınımızda olan ama baskılar yüzünden kendini gizleyen bunca insana artık acı çektirmeyelim diye yürüdü. Bu pazar önceden izin alınmasına rağmen giderek renklenen ve festival havasında geçen Onur Yürüyüşü'ne izin verilmedi. Polisin anlamsız ve sert müdahalesiyle gölge düşürüldü. Yine de heyecanla o güne hazırlanan on binler vazgeçmedi yine de yürüdü, ses çıkardı. Sebep olarak öne sürülen "Ramazan ayındayız" söylemi, hoşgörüsüzlüğümüzü bir kez daha kanıtlıyordu. Yozlaşmış toplumda yaşanan onlarca rezalete, çocuk istismarlarına, kadın ölümlerine rağmen toplumumuz eşcinsellere tepki gösterdi. Öyle mi? Eğer ahlaklıysak, eğer vicdanlıysak tepki gösterilecek çeşit çeşit kötülük var bu topraklarda. Birbirini seven insanlara sözle, alayla, şiddetle tepki vermektir asıl vicdansızlık.
Ama yine de diğer yandan umut var. Bir çok yerel belediyenin, sanatçının, milletvekillerinin LGBTi Onu Yürüyüşüne destek vermesi insanı umutlandırıyor. Kim bilir belki 50 sene sonra biz de daha vicdanlı daha hoş görülü bir toplum oluruz. Sevgiyi yargılamamayı öğrenir, birbirimizi rahat bırakırız, kim bilir.
O gün polis ensemizdeydi ama yine de orada olmaktan mutluyduk. Umarım seneye çok daha eğlenceli çok daha özgür bir yürüyüş olur.
13 sene evvel 30 cesur insanla başlayan yürüyüş İstanbul'da geçen sene 50 bin kişiye ulaştı. Eş cinsel olsun veya olmasın, on binler özgürlüklere destek için yürüdü. Kimse kimsenin yaşamına karışmasın, sevdiği insanın cinsiyeti yüzünden aşağılamasın, ötekileştirmesin diye yürüdü. Zaten çevremizde olan, çok yakınımızda olan ama baskılar yüzünden kendini gizleyen bunca insana artık acı çektirmeyelim diye yürüdü. Bu pazar önceden izin alınmasına rağmen giderek renklenen ve festival havasında geçen Onur Yürüyüşü'ne izin verilmedi. Polisin anlamsız ve sert müdahalesiyle gölge düşürüldü. Yine de heyecanla o güne hazırlanan on binler vazgeçmedi yine de yürüdü, ses çıkardı. Sebep olarak öne sürülen "Ramazan ayındayız" söylemi, hoşgörüsüzlüğümüzü bir kez daha kanıtlıyordu. Yozlaşmış toplumda yaşanan onlarca rezalete, çocuk istismarlarına, kadın ölümlerine rağmen toplumumuz eşcinsellere tepki gösterdi. Öyle mi? Eğer ahlaklıysak, eğer vicdanlıysak tepki gösterilecek çeşit çeşit kötülük var bu topraklarda. Birbirini seven insanlara sözle, alayla, şiddetle tepki vermektir asıl vicdansızlık. Ama yine de diğer yandan umut var. Bir çok yerel belediyenin, sanatçının, milletvekillerinin LGBTi Onu Yürüyüşüne destek vermesi insanı umutlandırıyor. Kim bilir belki 50 sene sonra biz de daha vicdanlı daha hoş görülü bir toplum oluruz. Sevgiyi yargılamamayı öğrenir, birbirimizi rahat bırakırız, kim bilir.
O gün polis ensemizdeydi ama yine de orada olmaktan mutluyduk. Umarım seneye çok daha eğlenceli çok daha özgür bir yürüyüş olur.
30 Haziran 2015 Salı
Sarıl Bana
Bu yaşa geldim içimde bir çocuk hâlâ
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor azar azar zamanla.
Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.
Anılarım kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.
Sevgiden caydığım yerde darıl bana.
Metin Altıok
Alıntı
"ne yaptığımı bilmiyorum,inan bilmiyorum
yanına uzanmak istiyorum, yanına uzanayım geçsin artık" umay umay
sağın solun,
görüp göreceklerin hep alıntı
senden önce yaşandı
senden sonra son olmayacak
hislerin senin değil sırf
ağrıların sonsuz değil
gülümsemen, gözyaşların
her şeyin alıntı.
bir cümleyle hayatta kalacaksın.
kalamadığında;
bir noktayla senden alınan
başkasında virgülle devam edecek.
alıntılarla yaşayacaksın
onu görecek, bunu duyacak
yanılacaksın.
bir kelimenin başını
diğerinin sonuna bağlayamaz olunca
kendini aynı labirentte bulacaksın.
sağa döneceksin sola döneceksin
çıkış gözüne görünmeyecek,
bir alıntıyla başladın öyle bitireceksin.
bit.
Deli Kızın Türküsü
Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Elimi uzatsam tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan
Elimi uzatsam tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü
Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur geceleyin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli
Yitirmeli büyük yolların birinde ne varsa
Böcekler gibi başlamalı yeniden
Bu Allahsız bu yağmur işlemez karanlıkta
Yan garipliğine yürek yan
Gitti giden
Gülten Akın ( 1955 )
26 Haziran 2015 Cuma
"Sen" Olursun
"Yıllar geçtikçe daha çok anlamaya
ve daha az konuşmaya başlarsın...
Daha çok kırılmaya
ve daha az güvenmeye başlarsın...
Başkalarına daha az bağlanmaya,
yalnızlığını daha çok sevmeye başlarsın...
Dışa dönmeyi bırakıp,
içe dönmeye başlarsın...
Gittikçe hırslarından vazgeçip,
oluruna bırakmaya başlarsın...
Planların boş olduğunu anlayıp,
beklentisiz olmaya başlarsın...
Telaşını azaltır,
dinginliğin kıymetini anlarsın...
Gittikçe korkusuzlaşırsın,
Gittikçe derinleşirsin,
Gittikçe anlamlanırsın,
Bir gün gelir
tam manasıyla HUZUR olur
ve en nihayetinde SEN olursun."
Gamze Alpar
ve daha az konuşmaya başlarsın...
Daha çok kırılmaya
ve daha az güvenmeye başlarsın...
Başkalarına daha az bağlanmaya,
yalnızlığını daha çok sevmeye başlarsın...
Dışa dönmeyi bırakıp,
içe dönmeye başlarsın...
Gittikçe hırslarından vazgeçip,
oluruna bırakmaya başlarsın...
Planların boş olduğunu anlayıp,
beklentisiz olmaya başlarsın...
Telaşını azaltır,
dinginliğin kıymetini anlarsın...
Gittikçe korkusuzlaşırsın,
Gittikçe derinleşirsin,
Gittikçe anlamlanırsın,
Bir gün gelir
tam manasıyla HUZUR olur
ve en nihayetinde SEN olursun."
Gamze Alpar
Sözlerimi Geri Alamam
Sözlerimi geri alamam
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem.
Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
Coşup seven gönlümse durmasın,
Dost bildik anılarım çağırmasın,
Bir daha geri dönemem.
Hiç bir kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.
Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.
Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi.
Yazdığımı yeniden yazamam,
Çaldığımı baştan çalamam,
Bir daha geri dönemem.
Akıyorsa gözyaşım kurumasın,
Coşup seven gönlümse durmasın,
Dost bildik anılarım çağırmasın,
Bir daha geri dönemem.
Hiç bir kere hayat bayram olmadı ya da
Her nefes alışımız bayramdı.
Bir umuttu yaşatan insanı.
Aldım elime sazımı.
Yine aşınca çayın suyu boyunu
Belki yeniden karşıma çıkacaksın.
Göz göze durup bakınca
Göreceğiz,
Neyiz ve nerelerdeyiz,
Bilemiyoruz
Şimdi.
Bulutsuzluk Özlemi
25 Haziran 2015 Perşembe
Sevgilerde
Mehmet Aslantuğ ve Arzum Onan'ın nikah davetiyelerine yazdırdıkları şiir..Bana ilham olmuştu, Ben Sana Mecburum Bilemezsin'i biz kullanmıştık...
Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.
Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)
Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.
Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.
Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vaktiniz olmadı.
Behçet NECATİGİL
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










